Kültürümüzün kendimizce yas tutmamıza izin vermediği bir gerçek… Yas tutmayı çabucak aşıp devam etmemizi isteyen bir coğrafyada yaşıyoruz. Hatta süreyi de önümüze koyan ve dini bir öğreti de var; 7’si, 4o’ı, 52’si deniyor. Yas tutmamız için bize ayrılan sürenin 52 günde sonuna geliyoruz. Sonrasında yılda bir kere de seneye devriyesinde hatırla yeter gibi bir durum. Bugün, o hepimizin canını yakan depremin üzerinden geçen sürenin 40. günü… Her yerde “40.gün” ifadelerini gördükçe iğreti oluyorum. “Sanki süre doluyor, 52’sine de az kaldı, sonra unutacağız ya! Unutulmadan şunları da hatırlatayım” diye duyuyor benim bedenim.
Bir yakınınız öldüğünde tanık olmuşsunuzdur. Sayılarla ifade edilenler yas normlarından sadece biri ve bu kavramlar kimisi için çok zorlayıcı olabiliyor. Şu an konumuz kollektifte yaşadığımız bir yas olan depremse, toplumun eminim ki çok da “iyi niyetle”, sadece hatırlatmak, unutturmamak için dahi olsa, hala bu dayatmalar içinde olduğunu bir tek ben görüyor olamam.
Ruhumuzu, kalbimizi dinlesek bize nasıl yas tutacağımızı söylüyor aslında. Bize dayatılanları görmezden gelip sosyal öğretilerle değil de içimize kulak kabarttığımızda durumun anlamını daha iyi algılayabileceğimizi düşünüyorum. Yok saymadan, olma-mış gibi yaşamadan, olanı tüm gerçekliği ile”kabul edip, bundan sonrası için ” Ben! ne yapabilirim”e bakmak için belli günlere mi ihtiyacın var?
Bu yazı ilgini çektiyse sayfamdaki bu bölüme de göz gezdirebilirsin.
Fotoğraf: TRT Haber

