Namibya’da yine etrafımızın hayvanlarla çevrildiği bir cennetteyiz: Etosha National Park. Safari denince ülkede çoğu kişinin aklına ilk gelen yer burası. 1907 yılından beri korunan, yaklaşık 23 bin km²’lik alanıyla Namibya’nın en eski milli parkı. İçindeki devasa kurumuş tuz gölü, yüzlerce kuş ve memeli türüyle burası sadece bir safari parkı değil; doğanın kendi kurallarının işlediği kocaman bir dünya. Bakalım burada geçireceğimiz iki gecede Etosha bize nelerini gösterecek…
Buraya girişte ilk uyarımız plastik poşetler oldu. Gerekli görürlerse araçları ve bagajları kontrol edebiliyorlarmış. Biz de gelmeden önce ne var ne yok attık tabii doğasına zarar vermemek için. Bir de kamp alanı ve piknik alanları haricinde araçtan inmemiz de yasak, tıpkı Serengeti‘de olduğu gibi.
Kalacağımız kamp alanı oldukça geniş bir alana kurulmuştu. Rehberimiz yolda Namibya’daki arazi sistemini anlatıyordu. Ülkede bir yanda bildiğimiz anlamda sığır yetiştiren çiftlikler, diğer yanda ise vahşi hayvanların yaşadığı ve safari yapılan özel game farm’lar bulunuyormuş. Etosha ise bunlardan farklı olarak devlet tarafından korunan bir milli park. Biz de buranın içindeki Okaukuejo Kampı‘nda (Bu kamp alanı, günün her saatinde hayvanların su içmeye geldiği ışıklandırılmış göleti sayesinde Etosha’nın en popüler kamp alanlarından biri) iki gecemizi geçirdik.
Çadırımızı kurduktan sonra dinlenme alanlarında biraz vakit geçirdik Cenk’le. Akşamüstü de ilk safarimize çıktık. Gün batımına kadar geçirdiğimiz birkaç saatte zebralar, antiloplar ve ilk gergedanımız derken burada yaptığımız ilk safaride yüzümüz gülmeye başladı bile.
Sonra yolda bir ağacın dalından salınan bir şey gördük. Uzaktan sanki bir torba sallanıyor gibi dursa da bunun bir çeşit kuş yuvası olduğunu öğrendik. Sadece bir aileye değil birçok kuşa ev sahipliği yapıyormuş. Hatta ertesi gün bunlardan birinden çıkan onlarca kuşa tanıklık edecektik.
Etosha National Park içinde birçok gölet de var; kimisi doğal yolla oluşmuş, kimisi de insanların yaptığı göletler. Bizim kaldığımız kamp alanında da gece ışıklandırılan bir gölet var şansımıza. Hayvanların rahatsız olmadan gelip su içebileceği bir mesafeye banklar koymuşlar. Siz de günün herhangi bir saatinde gelip onları doğal ortamında izleyebiliyorsunuz. Biz de akşam yemeğinden sonra soluğu burada bulduk tabii. Öyle güzel bir ortam ki. Kimseden tık çıkmıyor gelen hayvanları rahatsız etmemek adına. Ne gelirse bahtına, bu gece de bizim payımıza düşen de gergedanlar oldu. Evet, dört fertli gergedan ailesi gölete su içmeye geldiler. Biri de bebek. Dakikalarca vakit geçirdiler bu sulak alanda. Sonra ailenin büyükleri gitmeye karar verseler de ormana doğru, bebek olan yarı yolda pürüz çıkarıp sulak alana doğru geri döndü. Anne de mecburen geri tabii… Sonra bir süre daha ayrılamadılar göletten.
Gece sırtlan sesleri ve sabaha karşı içlik giymek zorunda kaldığımız bir gecenin ardından sabah 06.00 gibi ayaktayız. Gökyüzü pembeli-mavili haliyle show yapıyor biz kahvaltımızı yaparken…
08.00’de safari araçlarındayız. Tüm gün Etosha National Park içinde safari yapacağız. Etosha National Park’ta Afrika’nın Büyük Beşlisi’nden (Big Five) yalnızca bufalo bulunmuyormuş. Fil, aslan, leopar ve gergedanı burada görme şansımız var. Bakalım şansımıza hangileri yolumuza çıkacak…
Ve gerçekten şans bizden yanaydı… Şöyle söyleyeyim; bu safaride gergedana doyduk. Küçüğü, büyüğü, beyazı, siyahı, yavrusu… Hepsini farklı farklı ortamlarda izleme fırsatı bulduk. Yıllar önce gittiğimiz Ngorongoro Krateri’nde bir tane gergedan görebildik diye mutlu olmuştuk. Burada onlarcasını görebilmek güzel hissettirdi tabii..
Yol boyunca farklı farklı hayvanlar gördükçe durup fotoğrafladık bolca… O an’ın tek derdi hayvan görmek, daha ne olsun!
Günün en unutulmaz anlarından biri ise ulaştığımız göletlerden birinde yaşandı, pastanın üzerindeki çilek gibi! Göletin etrafı çeşit çeşit hayvanla doluydu. Fillerin bir kısmı suyun içinde, bir kısmı dışında…. Bir yerde devekuşu, diğer tarafta bir zebra bacaklarını aralamış su içiyor kenarda… Küçüklü büyüklü toynaklıların kimisi su içiyor, kimisi oradan oraya koşturuyor. Arka tarafta zebra sürüsünün bazıları suya ulaşmış, bazıları savanada geziniyor. Suyun içindeki kuş türlerinin saymıyorum bile… Öylesine güzeldi ki, onları izlemek…
Buradan ayrıldığımda öğle saati gelmişti. Sabah yaptığımız sandviçleri yemek için bir piknik alanına gittik araçla. Elektrikli tellerle çevrili alanda araçlarımızdan inmemize izin verdiler. Bir gözlem kulesi yapmışlar içine, yemeklerimizi yerken yakınımızdan geçen hayvanları izleyebilmemiz için. Orada kaç kişi farkındaydı bilmiyorum ama, yine biz kafeste onlar dışarıdaydı. Düşünüyorum da… Hala doğanın sahibi olduğumuzu mu sanıyoruz?
Sonrasında yine hayvan peşinde biz… Gün boyu Etosha’nın orası burası yol yaptık durduk. Kimisinde kuraklaştı toprak, kimisinde ağaçlandı. Doğa değişirken kimi yerden bir aslan bize sırtını döndü, kimisinde bir zebra sürüsü geçişimizi kapattı. Tek değişmeyen şeyse, hepsinin kendi doğasında, özgür ve harika göründüğüydü.
Etosha’nın simgesi sayılan devasa tuz gölüne de uğradık günün sonuna doğru. Açıkçası fotoğraflarda gördüğüm kadar etkilendiğimi söyleyemeyeceğim. Önümde uzanan beyaz düzlük bana beklediğim o “vay be” hissini yaşatmadı. Ama buranın milyonlarca yıl önce büyük bir göl olduğunu, bugünse flamingoların ve pelikanların uğrak noktalarından birine dönüştüğünü bilmek iyi hissettirdi.
African massage ile geçen uzun bir günün ardına (geçmiş yazıları okuyanlar bildi african massage’ı) tahmin edeceğin üzere çok yorulmuştuk. Sanki deniz tutmuş gibi kafam bir dünyaydı kamp alanına döndüğümüzde…
Yemekten sonra yine dün gece gittiğimiz gölete yürüdük. Bu sefer minik bir piknik çantası ile hazırlık bile yaptık; bir yandan hayvanları izlerken bir yandan da keyfimizi arttıralım diye… Bu gece de anne-bebek gergedan geldi ağaçların arkasından. Güzel tarafıysa anne su içerken gölün kenarında, bebek çömelip annesinden süt emmeye başlamaz mi?
Gece 04.00 gibi Cenk uyandı, “uykum kaçtı ben gölete gidiyorum” dedi. Geri mi kalıcam! Hemen “ben de geliyorum” dedim sanki birkaç saat önce orada değilmişizcesine. Birkaç dakika sonra kafa fenerleri tepemizde gölete doğru yürüyorduk bile. Bu sefer göletin etrafındaki banklarda kimsecikler yoktu. En güzel yeri seçip oturduk hemen. Bonus olarak da çakal, yine yavrusuyla iki gergedan, sırtlan ve zürafa geldi. Harikaydı… İyi ki uykuda kaçırmamadık bu şansı…
Etosha National Park’tan Geriye Kalanlar
Etosha National Park benim için özellikle göletleriyle aklımda kaldı. Saatlerce hiçbir şey yapmadan, sadece bekleyip hangi hayvanın geleceğini izlemek… Günlük hayatta ne kadar unuttuğumuz ve zorlandığımız bir şey aslında. Sürekli bir yere yetişmeye çalışırken, burada tek yaptığımız, çocuk merakıyla “beklemek”ti. Ve doğa, zamanı geldiğinde kendini zaten gösteriyordu. Ben bu hale ba-yı-lı-yo-rum!
Bu arada unutmadan, eğer sen de günün herhangi bir zamanı canlı olarak bu gölete gelen hayvanları izlemek istersen bu linkten sen de izleyebilirsin.
Ve Etosha National Park hakkında giriş ücretleri, kamp alanları, konaklama ve güncel ziyaret bilgileri için Namibya Wildlife Resorts’un resmi internet sitesine de göz atabilirsin.
Afrika yolculuğumun diğer duraklarını da merak ediyorsan aşağıdaki yazılar da ilgini çekebilir. Yolculuğun genel rotasını anlattığım Afrika Seyahati: Botswana, Namibya, Zimbabwe ve Güney Afrika Rotası Rehberi ile başlayabilir, ardından bu uzun yolculuğun perde arkasını paylaştığım Afrika’da Bir Yol Hikâyesi yazısını okuyabilirsin. Sonrasında Okavango Delta’da Gerçek Afrika Deneyimi, Chobe National Park: Afrika’nın Vahşi Ritmi, Namibya’da Çölün Farklı Yüzleri ve Afrika’daki ilk safari deneyimimi anlattığım Özü Buluş Tatili: Tanzanya yazıları da sana eşlik edebilir.
Bu bölgeyle ilgili merak ettiğin bir şey varsa ya da sen de deneyimlerini paylaşmak istersen yorumlarda buluşalım.











