Swakopmund: Aynı Şehirde İki Farklı Dünya

Namibya’da iki gece geçirdiğimiz Swakopmund, yolculuğun sonunda en çok düşündüren şehir oldu benim için. Uzun bir yolculuk sonrası ulaştığımızda geniş caddelerinden geçerken ilk bakışta Afrika’dan çok, Avrupa’da küçük bir sahil kasabasındaymışım hissi yarattı içimde. Alman mimarisi taşıyan alçak binalar, düzenli sokaklar, şık kafeler, butik mağazalar… Doğada vakit geçirdiğimiz onca günden sonra vaha gibi. Amanpuri adında hostel benzeri bir yerde kaldık. Ortalamanın altında bir yer ama, temiz ve güvenliydi. Kaldığımız yerden birkaç dakika ötede Atlantik Okyanusu’nun sert dalgaları kıyıya vururken, araçla beş dakika mesafedeyse Namib Çölü’nün sonsuz kumullarının uzandığı bir şehir…

Devamı...

Etosha National Park: Safari Şans İşidir

Namibya’da yine etrafımızın hayvanlarla çevrildiği bir cennetteyiz: Etosha National Park. Safari denince ülkede çoğu kişinin aklına ilk gelen yer burası. 1907 yılından beri korunan, yaklaşık 23 bin km²’lik alanıyla Namibya’nın en eski milli parkı. İçindeki devasa kurumuş tuz gölü, yüzlerce kuş ve memeli türüyle burası sadece bir safari parkı değil; doğanın kendi kurallarının işlediği kocaman bir dünya. Bakalım burada geçireceğimiz iki gecede Etosha bize nelerini gösterecek… Buraya girişte ilk uyarımız plastik poşetler oldu. Gerekli görürlerse araçları ve bagajları kontrol edebiliyorlarmış. Biz de gelmeden önce ne var ne yok attık tabii…

Devamı...