Benim Gözümden Cape Town

Afrika denilince sanırım Türkiye’de en bilinen yerlerden biri Cape Town. Biz de Türkiye’den gidiş-dönüş biletimizi buraya almıştık. Afrika’da geçireceğimiz ilk gün sabahtan Cape Town’daydık. Ertesi sabah Zimbabwe’ye uçuşumuz olduğundan şehir merkezine değil de havalimanına daha yakın bir yerde konaklamayı tercih ettik. Booking.com‘dan uygun fiyatlı bir çiftlik evi bulunca hemen atladık. Amacımız biraz doğada zaman geçirmek, UBER’le gidebileceğimiz mesafede bir AVM olduğunu gördüğümüzden akşam da orada yemek yiyip geri dönmekti. Böylece zaman da kaybetmemiş olacaktık. Çünkü sabah daha hava karanlıkken buradan ayrılmamız gerekiyordu uçağımıza yetişmek için.

Öncelikle turistik seyahatlerde Güney Afrika Türkler’den vize istemiyor. Hatta bu rotada gittiğimiz tüm ülkelerdeki vize durumlarını Afrika Vize Rehberi (2026) blogunda anlatmıştım, dilersen bakabilirsin. Ulaşım için havalimanından direkt UBER çağırdık, beş dakika içinde bizi almaya gelmişti bile. Kaldığımız yer de çok keyifliydi gerçekten. Burayı bir site gibi düşünün. Geniş girişli bir güvenlik kapısı var. Oradan geçtikten sonra alan parsel parsel sahiplerine ayrılmış. Biz de bunlardan birindeydik. Birkaç odası vardı bahçe çıkışlı. Yeşil alanında küçük bir havuzu, oyun oynamak için ayrı bir kulübede özel bir alanı vardı.

Cape Town’da İlk Günümüz

Akşamüstü artık AVM’ye gidelim dedik. Ama aracın sitenin içine girmesi için güvenlik kapısı açılacak falan uğraşmayalım diye ana yola çıkalım oradan çağıralım diye ana kapının dışına çıktık. UBER bir taraftan en yakın aracı bulmaya çalışırken biz de diğer taraftan sohbet ediyorduk Cenk’le. O sırada yolun karşı çaprazında da üç siyahi genç oturuyordu. Cape Town’a gelmeden önce malum ilk konulardan biri güvenlik konusu oluyor. Biz de şakalaşmaya başladık Cenk’le. Şimdi karşıdakiler gelirmiş diye. Biz o sırada UBER’in şoför atamasını bekliyoruz hala telefonda. O sırada gençler karşı kaldırımdan bizim istikamete yürümeye başladılar. Cenk’e ‘sence bize mi geliyorlar’ diyorum. Cenk de ‘gelip bize zarar verirler-miş şimdi’ falan diyor gülümseyerek. Ben içeri geçelim Cenk dedikçe gerek yok ya bize mi gelecekler diyordu Cenk. Ben bunun üzerine kapının iç tarafında bekleyelim aracı diye diretince tamam dedi Cenk. Kapı da hani bir tuşla açılan sürgülü kapılar var ya ondan. Açılınca sonuna kadar açılır ama sen açtıktan sonra tuşa tekrar basarsan kapanmaya geçer. Cenk tuşa basıp açarken sen hemen kapat da dememe kalmadı arkama baktığımda üçü de karşıdan karşıya geçip bize doğru adımlarını sıklaştırmışlardı bile. Kapı arkamızdan kapanıp birkaç saniye geçmişti ki gençler bizim kapının demirlerini zorlayarak bize sesleniyorlardı yüksek sesle.

Şaşkınca odamıza doğru yürümeye devam ettik. UBER’i iptal ettik. Ne olduğunu anlamadan kendimizi odanın bahçesindeki koltuklarda otururken bulduk. Eğer kapının dışında olsaydık bize zarar verecek bir şey yapacaklar mıydı, ne istiyorlardı bunların yanıtlarını hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Ama dakika bir gol bir diyerek Cape Town güvenlik konusunda çok da güvenli hissettirmediği kesindi bizim için.

Sonuç olarak o AVM’ye gidemedik 🙂 Akşam odamızda İstanbul’dan getirdiğimiz atıştırmalıklarla geçiştirdik. Bahsettiğim oyun kulübesinde biraz bilardo, dart oynadık. Akşam şömine başında farklı odadan biriyle sohbet ettik.

Sabah hava daha aymadan havalimanına gitmek için yine UBER bekliyorduk. Ama bu sefer akıllanıp güvenlik kapısının iç tarafında 🙂

Güney Afrika –> Zimbabwe –> Botswana –> Namibya –> Güney Afrika rotasını bu sefer araçla yaparak hikayeye başladığımız yere geri döndük. Tüm yolun hikayesi blogda var. Belki okumaya Afrika’da Bir Yol Hikayesi bloguyla başlayabilirsin. Cape Town’da bu sefer şehrin merkezinde kalacaktık. Rota tammalandıktan sonra beş gün daha şehri kendimiz gezip öyle Türkiye’ye dönecek şekilde plan yapmıştık.

Cape Town’a geri döndüğümüz gün şehir inanılmaz rüzgarlıydı. Okyanusun kenarından meşhur Masa Dağı’na bakarken rüzgar da beni alıp dağın tepesine konduracakmış gibi şiddetini koruyordu.

Kalacağımız yeri şehrin turistik merkezinde seçmiştik bu sefer. Artık gruptan ayrıldık ve burada zaman geçirmek için kendimize beş gün daha vermiştik. Haziran sonuna yakın bir zaman diliminde buradaydık. Islak sezonun başı olmasına karşılık ilk günümüz aşırı rüzgarlı, diğer günler güneşli, son günümüz ise yağmurlu geçti. Fena değil aslında. Ama hayaller gerçekler durumu da olmadı değil. Mesela kafes dalışı yapmak istemiştik. Ama büyük beyaz bu mevsimde olmadığı söylendiğinden onu yapamadık.

Cape Town’u Gezmek

Tek tek tüm günleri anlatmayacağım burada. Çünkü linç yiyeceğim belki ama ben Cape Town’u sevmedim. Su kenarında yaşamlar bana hep iyi gelmesine karşılık şehrin iç sıkan bir hali var. Nedenini sen de sorma, bilmiyorum. Yapabileceğiniz belirli aktiviteler var şehirde.

Cape Town Waterfront

Turist olarak gelenlere birkaç öneri var burası için. Köpekbalıklarını görmek için kafes dalışı, Ümit Burnu’na araçla sürüş, dağa teleferik çıkışı gibi. Turistik alanı Masa Dağı’nın etekleri olarak düşünebilirsin. Buraya bowl diyorlar. Her yer yürüme mesafede konumlu. Ama ben şehri turist gibi değil de oranın yerelleri gibi gezmeyi sevenlerdenim. İş bu noktaya gelince Cape Town gardını indiriyor. En büyük sosyalleşme yeri Waterfront. Burası şehrin merkezinde binlerce insanın gününü geçirdiği büyük bir alışveriş ve yaşam alanı. Yapay kanalların etrafında evler, diğer tarafta farklı kitlelere hitap eden alış veriş, yemek alanları var. Bir taraf da Tuzla sanayi gibi. Çekiçler, matkap sesleri eşliğinde koca koca gemi inşa ediyor birileri.

Cape Town Trust Cafe

 

Başka bir gün Green Market, Flower Market derken şehri yürüyerek keşfetmeye başladık. Anlatılanlardan bir sürü alışveriş yaparım diye düşünmüştüm ama bir çöp bir şey almadım 🙂 Satıcılar biraz fazla ısrarcı; öyle olunca ben alışveriş yapamıyorum. Meşhur Truth Coffee’ye gittik sonra. Güzel bir konsept yapmışlar ama yediklerimiz mekan kadar güzel değildi açıkçası.

 

 

 

Cape Town Bo-kaap evleri

Yürümeye devam ederken harika bir park bulduk. İçi sincap dolu. Ben kalp sincaplar zaten 🙂 Şehrin içinde bir vahaydı bence. Oradan da Bo-Kaap’a doğru devam ettik. Rengarenk evleri, tatlı sokaklarıyla keyifli ama öyle yarım gün ayırmanız gereken bir yer değil. Burada güzel bir market bulunca baharat alışverişimizi de tamamladık.

Cape Town Şehir Parkı

Cape Town Güvenli Mi?

Cape Town’da güvenlik konusuna geri gelecek olursak, hava karardıktan sonra yan sokağa gidecekseniz bile UBER çağırın deniyor. Kaldığımız yer Waterfront’a yürüyerek yaklaşık yarım saat mesafedeydi. Biz de şehri de tanıyacağız ya yürüdük tabii. İlk gittiğimiz günün geri dönüş saati geldiğinde herkes gibi biz de UBER çağırdık. Üçüncü gün yine hava karardığında dönmemiz gerekti ama biz cengaverlik mi yaptık, şapşallık mı bilmiyorum amaann iki adım yola taksi mi çağrılır diye yürüdük. Doğru mu yaptık bilmiyorum ama yaptık. Ayrıca mahallelere de bizdeki bekçi gibi sarı yelekli görevliler koymuşlar. Neredeyse bizi her gördüklerinde ya herşey yolunda mı, bir şeye ihtiyacınız var mı diye sordular ya da gözleriyle binaya girene kadar takip ettiler bizi, bence güzel bir destekti bu.

Havanın yine güneşli olduğu bir günü Sea Point’e ayırdık. Sahilde insanlar koşuyor, yürüyor, aileleriyle vakit geçiriyorlardı. Bu bölge şehrin diğer taraflarına göre bana çok daha keyifli geldi.

Şehrin dışına da çıktık biraz. İçinde oyun merkezi, bowling ve buz pateni salonları olan büyük bir otel bulup bir günümüzü de orada geçirdik. Orası eğlenceli oldu 🙂

 

Cape Town’u genel olarak bana kısaca anlat Buse dersen de… Okyanus kenarında olması, Atlantik kıyısından Hint Okyanusu tarafına aynı gün içinde ulaşabilecek bir coğrafyada bulunmak insanın içini kıpırdatıyor. Kafanı kaldırdığında bir yanının dağ, bir yanının su olması güzel. Caddeleri geniş, insanları kozmopolit. Ama güvenlik önlemleri şehrin her yerinde kendini hissettiriyor. Kaldığımız binada bile daire girişleri demir parmaklıklar ve şifreli kapılarla korunuyordu. Kaldırımlarda yürürken de insanın içinde sürekli arkasına bakma isteği oluyor. Bence bu güvenlik sorunundandır ki insanlar genelde ya alış veriş merkezilerinde ya da kendi evlerinde sosyalleşiyorlar. Bu nedenle de evde barbekü kültürü fazla. Sık elektrik kesintileri olduğu söyleniyor ama açıkçası biz rastlamadık. Benim tüm mızırtılarım belki de şehir hayatını normalde de sevmememden. Sen gittiysen izi sende nasıl oldu, anlatsana yorumlarda…

Afrika yolculuğumun diğer duraklarını da merak ediyorsan önce genel rotayı anlattığım Afrika Seyahati: Botswana, Namibya, Zimbabwe ve Güney Afrika Rotası Rehberi ile başlayabilir, ardından bu uzun yolculuğun perde arkasını paylaştığım Afrika’da Bir Yol Hikâyesi yazısını okuyabilirsin.

Sonrasında ise Okavango Delta’da Gerçek Afrika DeneyimiChobe National Park: Afrika’nın Vahşi RitmiEtosha National Park: Safari Şans İşidirNamibya’da Çölün Farklı YüzleriSwakopmund: Aynı Şehirde İki Faklı Dünya ve Afrika’daki ilk safari deneyimimi anlattığım Özü Buluş Tatili: Tanzanya yazıları da sana eşlik edebilir.

 

 

Benzer yazılar

Leave a Comment