Sri Lanka’ya ayak bastık… İlk durağımız Colombo.
Uzun bir yolculuğumuz oldu İstanbul’dan. Aktarma vardı Mumbai’de, neyse ki bekleme süremiz uzun değildi. Colombo’ya vardığımızda daha sabah saatleriydi.
Sri Lanka’nın başkenti sanılsa da aslında resmi başkent Sri Jayawardenepura Kotte. Colombo ise ülkenin en büyük şehri ve ticari merkezi. Ama itiraf edeyim, Sri Lanka’ya gelirken Colombo’ya dair kafamda çok net bir görüntü yoktu. Benim için Sri Lanka ise, yemyeşil yollar, çay tarlaları, tapınaklar ve okyanus… Colombo’da ise bir gününüz varsa Pettah, Gangaramaya ve Seema Malaka tapınakları, Bağımsızlık Meydanı ve Lotus Tower aynı günlük şehir gezisi içinde görülebilecek duraklar…
Buradaki yerel rehberimiz Roy bizi deniz kabuklarından oluşan kolyeleriyle karşıladı. Havalimanındayken hemen internet işini hallettik. Bu sefer e-SİM almak yerine direkt SİM kart aldık. Dialog diye bir sağlayıcıları var, en iyisi o dediler biz de onu aldık. 20 GB 6 USD, 50 GB 8 USD. (2026 Ağustos ayı itibariyle). Hiç fena değil bence.
Önce otelimize geldik. Granbell Hotel, okyanusun kenarında. Okyanus ile otel arasından da tren yolu geçiyor, gerçekten çok fotoğrafik… Odaya girdiğimizde şaşırdık bayağı. Jakuzisi, cam paravanları, tuvalet tarafı son teknoloji 🙂 Açıkçası ben standartlarımı çok düşük tutmuşum Sri Lanka için, beklentimin çok üzerinde çıktı otel.
Colombo’da İlk İzlenimlerimiz
Biraz dinlendikten sonra Colombo sokaklarındayız. Bilir misin? Her şehrin bir kokusu vardır. Hatta biz Cenk ile yaptığımız seyahatlerde, havalimanından ilk çıktığımızda dışarıda biraz oyalanırız. Şehrin kokusunu hissetmeye çalışırız. Sri Lanka’nın da bir kokusu var. Nasıl tarif edilir bilemedim ama baharat kokuyor diyebilirim. Ve evet, ülkeyi gezerken bu kokuyu yer yer daha çok hissedeceğiz.
Ne bekliyordum Colombo’dan bilmiyorum ama öncelikle beni şaşırtan yüksek yüksek binaları, iş merkezleri oldu. Bir taraftan da her yerde tuk tuklar ve garip görünen şehir içi otobüsleri. İlk dikkatimi çeken şeylerden biri de şehrin düşündüğümden çok daha temiz olmasıydı. Sanırım Hindistan’a yakınlığı dolayısıyla ve orası ile ilgili deneyimimden, burasının da pis olacağı önyargısıyla gelmiş olmamdan olabilir. Burası hiç de öyle değil…
Colombo’da da ülkenin diğer yerlerinde de kendimi güvensiz hissettiğim bir yer olmadı. Bir ay önce Afrika’dan dönmüş biri olarak gayri ihtiyari kıyas yaparken buldum kendimi. Orada demir korumaları, elektrikli telleri, belli bir saatten sonra sokaklarda yürümemeyi konuşurken burada Beren’le ikimiz akşamları da yürüdük, tuk tuklara bindik, sokaklarda dolaştık. Meraklı bakışlar vardı elbette ama bizi rahatsız eden bir durum hiç yaşamadık.
Colombo’da Gezdiğimiz Yerler
Colombo’daki günümüzde biraz şehri dolaşıp biraz da Sri Lanka kültürüyle tanışmaya başladık. Pettah taraflarında dolaştık; kalabalığı, dükkanları ve sokaklarıyla bana biraz Eminönü’nü hatırlattı. Yol üzerinde kırmızı beyaz görüntüsüyle hemen dikkat çeken Jami Ul-Alfar Camii‘ni gördük. Dükkanların kapılarında gördüğüm ayakkabılar da ilk dikkatimi çekenlerden biriydi. Sanırım burada bazı mağazalara girerken ayakkabılarımızı çıkarmamız gerekecek…
Ardından iki Budist tapınağı gezdik. İlki Gangaramaya Tapınağı oldu. Burası sadece ibadet edilen bir yer değil; aynı zamanda Budist eğitim faaliyetlerinin yürütüldüğü bir merkez. Hatta bazı çocuklar biz oradayken de rahiplerden ders alıyordu. Budist ailelerin bazı durumlarda çocuklarını eğitim almaları için manastırlara verebildiklerini de burada öğrendik. İçinde çeşitli Budha heykelleri var. Sri Lanka’da bana değişik gelen bir şey de Budist tapınaklar olarak bilinse de burada ve girdiğimiz birkaç tapınakta daha Budizm ile Hinduizmi aynı tapınak içinde görmemiz oldu. Bir yanda Budha diğer yanda Şiva gibi.
Colombo’da uğradığımız yerlerden biri de Sri Lanka’nın 1948’de Britanya’dan bağımsızlığını kazanmasının anısına yapılan Bağımsızlık Meydanı ve Independence Memorial Hall oldu. Colombo’da Lotus Tower da şehrin hemen her yerinden kendini gösteriyor. Tepesinde dönen bir restoranın da bulunduğu kule, Colombo’nun daha modern yüzünün simgelerinden biri gibi.
Bir diğer gittiğimiz tapınak da göletin içindeki Seema Malaka Tapınağı‘ydı. Şehrin binalarının arasında, suyun üzerinde bambaşka bir görüntüsü var. Farklı bir tapınak bence. Göle ve içe doğru bakan onlarca Budha… Elleriyle yaptıkları ve her biri farklı anlama gelen el işaretleri, yani mudralar…
Tabii ilk gün aynı zamanda Sri Lanka’daki bazı küçük alışkanlıklara uyum sağlama günüydü. Tapınaklara girerken de ayakkabıları çıkarmak bunlardan biri. Sonraki günlerde o kadar çok tapınağa girip çıktık ki birkaç gün sonra ayakkabıyı çıkarıp bir kenara bırakmak gayet normal gelmeye başladı 🙂 Ama dükkanlara girerken ayakkabı çıkartmak… Bunu beklemiyordum işte 🙂
Bir yanda gökdelenler ve büyük oteller, biraz ileride tapınaklar, camiler, tuk tuklar ve kalabalık sokaklar… Colombo’da ilk günümden bende kalan görüntü biraz böyle.
Akşam yemeğimizi Hollanda Hastanesi olarak bilinen eski kolonyal yapıların bulunduğu bölgede yedik. Sri Lanka’daki ilk günün sonunda bizim masada Sri Lanka mutfağına çok iddialı bir giriş olduğunu söyleyemeyeceğim: Red curry ve BBQ pizza, üstelik acısız istememize rağmen acılı 🙂
Otelin üst katlarında gece vakit geçirebileceğimiz güzel bir alan olmasına rağmen öyle yorgunduk ki erkenden uyumuşuz…
Evet, Colombo bizim için uzun uzun kalacağımız bir durak değil, Sri Lanka’yla ilk tanıştığımız yerdi… Yarın okyanusa karşı kahvaltımızı yapıp Kandy’ye doğru yola çıkacağız.
Ve asıl Sri Lanka yolculuğumuz şimdi başlıyor.








