Pera Palace’ın gizem dolu odalarında kızımın hayallerine yürürken…

Hepimizin ölmeden evvel yapacaklarımız üzerine bir listesi var ya… Kızımınki de yavaş yavaş oluşuyor. Ve uzun bir süredir listenin ilk sırasında yer alan tek bir şey var ki işte o da bu yazının konusu…

Beren, serisinin dördüncüsüne geldiği Delal Arya’nın Pera Günlükleri isimli polisiye bir çocuk romanı okuyor. Bu romanla birlikte de Pera Palace’a gidip Agatha Christie’nin odasını görmek en büyük hayali oldu… İlk önceleri şöyle bir sohbet geçiyordu aramızda:

cen_4053“Anne, Pera Palace diye bir otel var mı?”

“Var, Berencim…”

“Orada Agatha Christie’nin bir odası varsa ne yapıp edip bir gün oraya gidip bu odayı ve oradaki kitaplığı görmek istiyorum. Hayatta en çok ne istersin diye sorarsan, işte bu… Bunu yapabilir miyim bilmiyorum ama çok istiyorum…”

Ve bu diyaloğun benzerleri ara ara hep aramızda tekrarlanır oldu aramızda… Taa ki bu hafta sonuna kadar…

Cumartesi günü Pera Palas’ı aradım ve Müşteri İlişkileri Yöneticisi Ebru Hanım ile inanılmaz pozitiflikte bir görüşme yaptık. Kendisi memnuniyetle kızıma odayı gezdirebileceğini hatta kendisinin bizzat ilgileneceğini belirtti. Beyoğlu Tepebaşı’nda yer alan otelin önününe gelene kadar kızıma hiçbir şey söyledim. Vardığımızda O’na en büyük hayalini sordum tekrar… O da “Pera Palace’a gelmek ve…” derken gülümseyerek etrafa bakmaya başlamıştı bile… “Burası mı?” derken yüzü görülmeye değerdi…

cen_4036

Daha içeri girdiğimiz andan itibaren büyüsü bizi bile sarmaya başlamıştı, Beren’in heyecanını siz düşünün… Ebru Hanım bizi tüm zerafeti ile karşıladı. cen_4042Önce otelin geçmişinden bahsetti. Dünyaca ünlü Orient Express, yolcularının alışık olduğu konforu sağlayabilecek İstanbul’da bir otel yokmuş o zamanlar ve bu açık 1895’te Pera Palace doldurulmuş. Burası müze otel diye geçiyor. İçerisi görkemli antikalarla dolu. Tavanda yer alan kubbelerin açılabilir olduğundan ve buradan havalandırma yapılabildiğini belirtiliyor. Ve ilk akar sıcak su da yine bu otelde kullanılmış… Ebru Hanım bizi tam 124 yaşında biriyle tanıştıracağını söylerken Beren’in gözleri büyüyordu. Tarihi asansörün yanına geldiğimizde onun dünyada Eyfel Kulesi’ndeki asansörden sonra ilk elektrikli asansör olduğunu öğreniyoruz. Ebru Hanım bize bir jest yapıp bu asansörle bizi Agatha Christie’nin odasına çıkarıyor. “Ona asansör demek hiç içimden gelmiyor. Onun duyguları olduğunu düşünüyorum” diyor. Gerçekten de içindeki gotik koltuğa oturup bizi kucağına almış kata çıkarırken çıkarttığı gıcırtılı sesler yılların yaşanmışlıklarını sanki bize anlatıyor…

cen_4043

Geçtiğimiz koridorlardan bir zamanlar Atatürk, Kraliçe 2. Elizabeth, Alfred Hitchcock, Pierre Loti, Ernest Hemingway gibi isimlerin geçtiğini bilmek öylesine heyecan verici ki… Ve “Doğu Ekspresi’nde Cinayet” isimli romanının da bu odada tasarladığı düşünülen 411 numaralı odanın önüne yaklaşırken Agatha Christie’nin burası ile ilgili hikayesini cen_4048dinliyoruz. Agatha Christie’nin günlüğüne ulaşıldığında 1926 yılında 11 günün eksik olduğu görülür ve ölümü olan 1976 yılına kadar bu kayıp 11 gün ile ilgili hiçbir açıklama yapmamış. Bu süreç ne yaptığı, nerede olduğu konusunda çok konuşulmuş, kitaplar yazılıp, hatta bir film bile çekilmiş ama bu sır perdesi kaldırılamamış. Taa ki ünlü medyum Tamara Rand’tan yazar ile iletişime geçmesinin istenmesine kadar… İleri sürdüğü iddia ise şaşırtıcıydı: “Agatha, sırrına ışık tutacak anahtar İstanbul’daki Pera Palas Oteli’nin 411 numaralı odasında…” Bu haber dünya basına bomba gibi düşmüş ve basının eşliğinde duvarın içinde 8 cm boyunda koca bir paslı anahtar bulunmuş… Amerika bu anahtarı istemiş ancak o sıralar otelin sahibi olan Hasan Süzer anahtarı koruma altına almış ve savaş dolayısıyla zarar gören otelin renovasyonu için gereken tutar karşılığı verebileceğini bildirmiş, ancak olumsuz yanıt alındığından bu anahtar hala otelin en önemli parçaları arasında yer almaya devam ediyor. Ve biz replikası önünde ona bakarken kalbimiz hızla atıyor.

cen_4049


pera-palas-pera-palace-istanbul-hotel-jumeirah_-248024Evet, meşhur 411 odanın içindeyiz. Aslında diğer odalardan farklı ya da şatafatlı döşenmemiş olan bu oda öylesine sade ki, hatta manzarasında bazı odalardan görülen deniz bile yok… Ancak özelliği nedeniyle birçok misafirin kalmak istediği öncelikli oda olarak gösteriliyor… Hatta bu odada geceyi geçiren konukların gece ışıkların gidip geldiğini, ayak sesleri duyduklarını söylemesi de duruma ayrı bir gizem katıyor. Kızım odanın her noktasını ve evet hayalindeki kütüphaneyi, duvarlardaki fotoğrafları tek tek incelerken ben de onu izliyorum yüreğimde kocaman bir mutlulukla…

cen_4058

cen_4070Ebru Hanım, Atatürk’ün kaldığı odanın da gittiğimiz saatte gelenlere açık olduğunu belirterek bizi o odayı da görmeye davet ediyor ve biz de memnuniyetle kabul ediyoruz tabii… Atamız’ın 1917’den sonra defalarca kere gezdiğimiz 101 numaralı odada kaldığını belirtiyor. Oturma odası gibi düzenlenen alanda şahsi ve döneme ait eşyalar sergilenirken, bağlı diğer oda yatak odası olarak tasarlanmış. Ve bu odada tüyler ürpertici bir hediye bulunuyor. 1929 yılında bir Hint mihracesinin armağanı olan bu seccade, Atamızın ölümünün ardına gizemli bir hal alıyor. Motifler incelendiğinde üzerinde yer alan saatin 09.07’yi gösterdiği, altında 10 tane mum olduğu ve KASIMpatları ile bezendiği görüyoruz. Tüm bunlar birleştirildiğinden Atamızın ölüm zamanının vefatından 9 yıl önce hediye edilen bu seccadede olduğunu görmek tüyler ürpertici… Tek fark olan 2 dakikalık sapma için de, beyin ölümünün kalbin durmasından 2 dakika sonra gerçekleştiğini duyduğumuzda şaşkınlıktan yerimizde sabitliyoruz.

Pera Palas’ın kapısından çıktığımızda hepimizin zihni karmakarışıktı aslında… Berenim’e tek söylediğim ise şuydu…

“Sakın hayallerini ulaşılamaz sanma… En uzağında sandığın belki bugün gibi, çok yakınındadır… ve…

Hayallerine sakın sınır koyma… Yapamam sanma… Çok büyük hayaller kur, koş onlara… Hiç durmadan koş…”

 

Adres: Meşrutiyet Cad. No:52 Tepebaşı, Beyoğlu, 34430 İstanbul, Turkey
Facebooktwittergoogle_pluslinkedintumblr
buse

buse

3 Comments

  1. “Sakın hayallerini ulaşılamaz sanma… En uzağında sandığın belki bugün gibi, çok yakınındadır… ve…
    Hayallerine sakın sınır koyma… Yapamam sanma… Çok büyük hayaller kur, koş onlara… Hiç durmadan koş…” bu cümleleri kendime hatırlatacağım ve ilk fırsatta pera palas’a gideceğim. Bu arada A2 tamamdır 😉 kocaman öpüldünüz.

    • Esmacım.. Bak başlangıcı yapmışsın bile, istedikten sonra sen, elinden hiçbirşey kurtulmaz; ben bunun en yakın tanığıyım. Hayallerinin büyümesine ufacık da bir katkı sağlayabildiysem daha ne isterim ki.. heyecan, keyif dolu günlerin olsun

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*