Kültürümüzün kendimizce yas tutmamıza izin vermediği bir gerçek… Yas tutmayı çabucak aşıp devam etmemizi isteyen bir coğrafyada yaşıyoruz. Hatta süreyi de önümüze koyan ve dini bir öğreti de var; 7’si, 4o’ı, 52’si deniyor. Yas tutmamız için bize ayrılan sürenin 52 günde sonuna geliyoruz. Sonrasında yılda bir kere de seneye devriyesinde hatırla yeter gibi bir durum. Bugün, o hepimizin canını yakan depremin üzerinden geçen sürenin 40. günü… Her yerde “40.gün” ifadelerini gördükçe iğreti oluyorum. “Sanki süre doluyor, 52’sine de az kaldı, sonra unutacağız ya! Unutulmadan şunları da hatırlatayım” diye duyuyor benim…
Devamı...Etiket: YAS NOTLARI
Yaşarken Öldüklerim
Madem yas konuşuyoruz. En tanıdığımız ölümle gelen yas… Fazlasıyla bildiğim sular ne yazık ki. Hani okyanus dalgasına benzetiliyor ya yas… Ben de o vahşi dalgalarla çokça kere boğuştum hayatım boyunca. Evet çoğu kez çarptı, diğer tarafa attı. Gün geldi biliyorum deyip buraları, durulttum o suları. Zor muydu? Evet, “çok” zordu. İlk ölümle tanışmam 7 yaşında Ali dedemin ölümüyle oldu. Mübadelede Girit’ten İzmir’den gelmişler, sonra İstanbul’da uzun yıllar kuyumculara imalat yapmış. Akciğerleri bu zehirle olan temasa dayanamayıp 65’lerinde benden bu kadar demişti. Ölümünün ardından gazetede bir ölüm ilanı yayınlanmıştı. O küpürü…
Devamı...Yas Notları
Yas ve Ölüm Eşlikçiliği eğitiminden geçerken aslında farkında olmadan yaşadığım ne çok yasım, her yasıma iliştirdiğim ne çok duygu olduğunu fark ettim. Eğitimi tamamladığımda demlenme sürecine bırakmıştım kendimi… Ve o süreçte kendimle yoğrulurken daha, deprem oldu… Kollektif bir yas içinde buldum bu sefer de kendimi… İyi ki yoga, nefes hayatımda dedim… Bu sefer önce kendime rehber oldum regülasyon konusunda, sonra da dilim döndüğünce bana danışanlara… Instagramda Yas Notlari isimli bir sayfa açtım, linki burada … Sonra da blogumda “Yas”a dair artık bir bölüm olması gerektiğini düşündüğümden özel bir başlık açmak…
Devamı...Özlemim… Babam…
Babam… Varlığıyla nefes aldığım… Sevdiğim… İlk aşkım… Yanlışımla sevenim… Doğrularıyla dövenim… Gururum… Tavlayı öğretenim… Kucağında ağladığım… İlk aşkım… Öğrendiğim… Güvendiğim… Elini hep hissettiğim… Dünya yıkılsa beni çıkarır dediğim… Çaresizliklerimde ilacım… Her giydiğimi yakıştıranım… Vicdanım… Dikbaşlılığım… Mücadeleciliğim… Kendi ayaklarımın üzerine bastıranım… Yönlendirenim… Fenerbahçe’yi sevdirenim… Savunanım… Bin kere gelsem dünyaya bin kere sen dediğim… Örnek adamım… Kahramanım… Beni ben yapanım… Babam… Çocuklarına “İşte O ‘benim’ babam!” dedirten tüm babalara sevgimle… Bu yazı ilgini çektiyse sayfamdaki bu bölüme de göz gezdirebilirsin.
Devamı...