Yaklaşık beş yıldır evimde geri dönüşümleri ayırıyorum. Artık öyle bir hale geldim ki bir şişeyi çöpe atmak zorunda kalsam içim titriyor. Mutfağımın balkonunda mevcut çöp kutumun neredeyse 3 katı hacminde geri dönüşüm atıklarını biriktirdiğim bir çöpüm daha var. Her türlü cam, plastik, metal ve kağıt atığı bu kutuda biriktiriyorum; dolduğunda da yallah sokaklardaki kumbaralara… Neden mi? Çünkü; cam şişenin doğada 4.000, plastiğin 1.000, alüminyumun 100, gazetenin 1 yıla yakın sürelerde yok olduğunu hepimiz biliyoruz. Durum böyle olunca da yüreğim el vermiyor doğayı kendi ellerimle rezil etmeye… Kapaklar hepimizin malumu!… Onların da…
Devamı...Etiket: BUSECE KARELER
Amerika Vizesi | İlk Deneyimim ve 2026 Güncellemesi
Çılgın bir yolculuk için kolları sıvadık… Tam bir “yol” hikayesi… Route 66! İlk adım Amerika vizesi almak… Herkes korkutuyor, almak zor, iki dudaklarının arasında, interneti karıştırırken şöyle yap, böyle konuş önerileri… Tüm olan biteni anlatayım olsun bitsin… İlk başta Schengen vizesi için gereken evrakları internetten buldum ve başladım toplamaya… Amerika Konsolosluğu bunların hiçbirini istemiyor ama gelebilecek herhangi bir soruya karşı red yemeden göstermeniz adına yanınızda olmasında fayda var. Sonra konsolosluğun web sayfasını gözden geçirmeniz gerekiyor. Mesela fotoğraf için istenen ölçüler sitede belirtiliyor. Başvurunuz sırasında sisteme fotoğrafınızı gömdüğünüz için fotoğrafçınızdan .jpeg halini size mail olarak göndermesini isteyin…
Devamı...3 Milyon 400 Bin Yıllık Doğal Tarih… Tokat Ballıca Mağarası!
Amasya, Çorum ve Tokat üçlemesinin en görülmeye değer yerlerinden biri de Ballıca Mağarası… Tokat’ın Pazar ilçesinden Akdağ’ın tepesine uzanan yolda… Yolu biraz kıvrımlı ama vardığınızda “değdi” demeniz kaçınılmaz… Dünyanın oluşum yönünden en zengin mağaralarından biri olarak kabul ediliyor Ballıca… Önce büyüklüğü ile etkiliyor insanı… İnilen onca merdivenle oluşturulan katlar arasında gezinti sizi başka bir dünyaya taşıyor. Su ve nemin hakimiyeti; içindeki sarkıtlar, dikitler, damlataşlar, havuzlar büyüleyici… Mağara 680 metre boyu, 94 metre yüksekliğiyle heyecan verici… Ziyarete açık alanlarının yanı sıra bir o kadar da kapalı alanı mevcut; düşünün büyüklüğünü… Mağara içindeki sıcaklığın yaz kış 18 derece civarında…
Devamı...Karaköy’de bir vaha…
Serin bir ilkbahar akşamı… Karaköy’den Beşiktaş’a doğru yürüyoruz… Cadde üzerindeki dükkanların tamamı kepenklerini indirmiş… Gecenin karanlığı biraz da ürkütüyor aslında insanı… Sağa doğru uzanan birkaç ara sokağı geçiyoruz. Arkadaşım bir cafe olduğunu söylüyor buralarda, onun bir arkadaşı işletiyormuş. Bunca kapalı yerin arasında açık bir yer bulma “ümitsizliği” ile bu sokaklardan birine dalıyoruz… Gözlerimize inanamıyoruz! Üzeri asma yapraklarıyla kaplı bir sokak hayal edin… Yaprakların arasından sarkan lambaların sokağı aydınlattığı… Sakin bir müzik sesi duyuluyor derinden… Şık giyimli insanlar şemsiyelerin altında sigaralarını tüttürüyor. Köşedeki Karabatak Karaköy’de oturuyoruz. Hava soğuk ama yine de…
Devamı...İskelet Müzesi, katedralleri ve huzurlu sokaklarıyla Kutna Hora!..
Bir kasaba düşünün… Dingin, akşamüstü oldu mu elin ayağın çekilip sokaklarında kimseciklerin kalmadığı… Ya da yamaçtan uzanan bir manzara düşünün mesela; küçük küçük evlerin olduğu, ağaçların arasından tren yolunun aktığı… Kasabanın tek oyun parkının salıncağında gökyüzüne doğru uçarken kahkahalarıyla renklenen çocuklar hayal edin… Katedraller, kiliseler, köprüler, heykellerle bezeli muhteşem bir tarihin adım mesafesinde olduğu ya da…. İşte Kutna Hora! Prag’a yaklaşık 1 saat uzaklıktaki Kutna Hora’ya giderken araç kiralamayı tercih ettiğimizden, yol üzerinde istediğimiz yerde durma fırsatı da yakaladık. Bu sayede aynı gün hem buraya hem de Terezin Toplama Kampı‘na da…
Devamı...Nazım’ın ruhuyla Kavarna Slavia!..
Kavarna Slavia’dayım… Benim için anlamı bir başka… Çok sevdiğim şair Nazım Hikmet’in burada yaşadığı süreçte şiirlerinin bir bölümünü bu gotik kafede yazdığı söyleniyor çünkü… Narodni Caddesi’nin tam köşesinde 1881 ‘den beri var Kavarna Slavia. Yorucu bir günün ardından otele gitmeden evvel uğrayıp, hem o dillere destan ambiansını yaşamak istiyorum hem de leziz tatlılarını damağımda dolaştırmak… Aslında saat 21.00’u geçtiğinden biraz da kaygı var içimde açık mı acaba diye… Dışarıya vuran piyanonun tınılarını duymak rahatlatıyor beni… İçeriye adımımızı attığımızda büyük bir sürpriz bizi bekliyor. Notalar bizim çok da aşina olduğumuz “Katibim”i çalıyor!…
Devamı...