Atamız için buradayız…Başkentimiz Ankara!

10 Kasım’ın ardına Atamız için Ankara’daydık hafta sonu… Geçtiği koridorlardan geçmek, onu gören gözlerle sohbet etmek… Çocuklarımıza bu ruhu yaşatmak… Bol bol O’nu konuştuk… Onu hissettik… Düşüncelerine, bakış açısına tanıklık ettik bir kez daha… Ankara’da Atatürk’ün İzinde İlk Gün İlk durağımız TBMM binası… 22 sene inşası süren bu bina Ulus’taki iki parlamentonun yetersiz kalması sonucu düzenlenmiş. Televizyondan izlediğimiz salonda bugün oturuyor olmak ilginçti aslında…   Anıtkabir’de okulumuz adına düzenlenen askeri törene geç kalmamamız gerekiyor. Tören meydanında görevliler bizi karşılıyor. Aslanlı Yol’da çocuklarımız kırmızı bayrağımızı gururla taşırken gelen ziyaretçilerin alkışlarını alıyorlar. O kadar…

Devamı...

İskelet Müzesi, katedralleri ve huzurlu sokaklarıyla Kutna Hora!..

Bir kasaba düşünün… Dingin, akşamüstü oldu mu elin ayağın çekilip sokaklarında kimseciklerin kalmadığı… Ya da yamaçtan uzanan bir manzara düşünün mesela; küçük küçük evlerin olduğu, ağaçların arasından tren yolunun aktığı… Kasabanın tek oyun parkının salıncağında gökyüzüne doğru uçarken kahkahalarıyla renklenen çocuklar hayal edin… Katedraller, kiliseler, köprüler, heykellerle bezeli muhteşem bir tarihin adım mesafesinde olduğu ya da…. İşte Kutna Hora! Prag’dan Kutna Hora’ya Nasıl Gidilir? Prag’a yaklaşık bir saat uzaklıktaki Kutna Hora’ya giderken araç kiralamayı tercih ettiğimizden, yol üzerinde istediğimiz yerde durma fırsatı da yakaladık. Bu sayede aynı gün hem buraya hem…

Devamı...

Nazım’ın ruhuyla Kavarna Slavia!..

Kavarna Slavia’dayım… Prag’da Cafe Slavia olarak da bilinen bu kafenin benim için anlamı bir başka… Çok sevdiğim şair Nazım Hikmet’in şiirinde adı geçen bir yerde oturmak, kahve molasını benim için bambaşka bir deneyime dönüştürüyor. Narodni Caddesi ile Vltava kıyısındaki Smetanovo nábřeží’nin köşesinde, Ulusal Tiyatro’nun karşısında Kavarna Slavia, 1884’te açılmış. Yorucu bir günün ardından otele gitmeden evvel uğrayıp, hem o dillere destan ambiansını yaşamak istiyorum hem de leziz tatlılarını damağımda dolaştırmak… Aslında saat 21.00’u geçtiğinden biraz da kaygı var içimde açık mı acaba diye… Dışarıya vuran piyanonun tınılarını duymak rahatlatıyor beni……

Devamı...

Terezin Toplama Kampı… İnsanlıktan utandığım yer…

Prag’ın yaklaşık 60 km dışında, Terezin’deyiz… Bugün ziyaret ettiğimiz yer, Nazi döneminde Gestapo hapishanesi olarak kullanılan Küçük Kale… Havanın ılıman iklimi bile buradaki soğuk havayı yumuşatmaya yetmiyor. Gelmeden buranın sıkıntılı bir yer olabileceğini tahmin edebiliyordum ama daha en başta dışarıda sizi karşılayan mezarların varlığı bile bakışlarımı karartmaya yetti… Terezin Gettosu ve Küçük Kale Terezin, 18. yüzyılın sonlarında askeri bir kale şehri olarak kurulmuş. Bizim gezdiğimiz Küçük Kale ise Nazi işgali sırasında, 1940’ta Prag Gestaposu’nun hapishanesine dönüştürülmüş. Buraya direnişçiler, siyasi tutuklular ve Nazi baskısına uğrayan farklı gruplardan insanlar getirilmiş; Yahudi tutsaklar…

Devamı...

Özlemim… Babam…

Babam… Varlığıyla nefes aldığım… Sevdiğim… İlk aşkım… Yanlışımla sevenim… Doğrularıyla dövenim… Gururum… Tavlayı öğretenim… Kucağında ağladığım… İlk aşkım… Öğrendiğim… Güvendiğim… Elini hep hissettiğim… Dünya yıkılsa beni çıkarır dediğim… Çaresizliklerimde ilacım… Her giydiğimi yakıştıranım… Vicdanım… Dikbaşlılığım… Mücadeleciliğim… Kendi ayaklarımın üzerine bastıranım… Yönlendirenim… Fenerbahçe’yi sevdirenim… Savunanım… Bin kere gelsem dünyaya bin kere sen dediğim… Örnek adamım… Kahramanım… Beni ben yapanım… Babam… Çocuklarına “İşte O ‘benim’ babam!” dedirten tüm babalara sevgimle… Bu yazı ilgini çektiyse sayfamdaki bu bölüme de göz gezdirebilirsin.

Devamı...

Pamukkale, Afyon, Kütahya ile başka diyarlara…

Selçuk’ta verdiğimiz kısa molanın ardına Pamukkale’ye doğru düştük yollara… Yönlendirmelerin eksikliği ve yolun kötülüğü bizi oldukça şaşırttı. Buranın bu kadar büyük olabileceğini açıkçası hayal edememiştim. Girdiğimiz kuzey kapısı ile travertenler arasında minibüs işliyor. Minibüsten indiğimizde bizi antik havuz karşıladı. Mayomuzu getirmemiş olmamızın dayanılmaz üzüntüsünü yaşayıp, ayakları tırtıklayan minik balıklı akvaryumlara sokulan ayakların heyecanını izledik. Ve Pamukkale travertenleri… Nasıl var olmuş, nasıl bugünü yakalamış dedirtircesine zamana meydan okuyor. Çorapları, ayakkabıları çıkarıp, pantolonlarımızı da şort yaptıktan sonra attık kendimizi ılık sulara. Gerçekten etkilenmemek imkansız. Pamukkale’yi görmeden “gezdim deme” demek en doğru ifade…

Devamı...