Sabah erkenden yollardayız. Hedefimiz Nine Arch Bridge. Çünkü dün içinde yolculuk ettiğimiz treni bugün bir de dışarıdan, Ella’nın o meşhur köprüsünden geçerken izleyeceğiz. Bu nedenle erken kalkmaya değer 🙂
Önce aracımızla köprüye yakın bir noktaya gidiyoruz, ardından tuk tuklarla aşağıya iniyoruz. Raylara olabildiğince yakın bir yere bırakıyor bizi. Ama tuk tuktan inince de iş bitmiyor. Merdivenlerden aşağı inip sola, köprüye doğru uzanan yoldan yürümek gerekiyor. Yol dediğim de; tren rayları…
İnişi neyse de dönüşte o merdivenleri güneşin altında çıkmanın pek de keyifli olduğunu söyleyemeyeceğim 🙂
Raylarda meşhur köprüye kadar bir süre yürümek gerekiyor. Sonrasında harika bir manzara bizi bekliyor.
Nine Arch Bridge’de Tren Beklemek
Köprü gerçekten güzel. Tren ve köprü ikilisini gözlerinin önüne getir. İşte o hayal ettiğin köprü, bu köprü! Ve üzerinden geçerken treni görebilmek için biraz sabırlı olmalıyız…
Saat 09.30’dan itibaren trenin geçebileceğini söylüyorlar. Hangi taraftan geleceği de belli değilmiş. Yani o trenin geleceği gerçeğinin yanında diğer bilgiler tam bir muamma 🙂 Bu bana Hindistan’daki tren yolculuklarımı hatırlatıyor. Orada da; saatinde istasyonda olman gerekiyordu ama trenin saatinde orada olup olmayacağı net değildi. Belki raylarda bir inek oturmuş olabilir, o zaman tren saatlerce gecikebilir ya da tren gelir ama sadece frene basıp orada olan yolcuları alıp anında kalkabilir, bir-iki gecikirsen vay haline 🙂
Neyse biz de burada Ella treninin Nine Arch Bridge’den (Dokuz Kemerli Köprü) geçişini izlemek üzere beklemedeyiz.
Bol bol fotoğraflıyoruz etrafı. Büfe gibi bir şey var. Hindistan cevizi suyu, meşrubat gibi şeyler satıyor turistlere…
Şansımıza çok da beklemedik. 09.45 civarında bizim tren soldan beliriyor. Asıl sahne ise tren köprünün üzerine geldiğinde başlıyor. Herkes telefonlarından bu anı ölümsüzleştiriyor tabii… Gerçekten de trenin köprünün üzerindeki kıvrılışını izleyip ilerisindeki tünelde kayboluşuna tanık olmak harikaydı…
Dün kapısından sarktığım o treni bugün raylarından izliyorum 🙂
Tren geçtikten sonra, bu sefer Beren’le birlikte biz raylara çıkıp köprüyü yürüyerek
geçiyoruz. Tünelin içinden geçerken hava serinliyor, mistik bir hava var içeride… Çıkışında yemyeşil bir doğa bizi karşılıyor. Sevimli bir buzağı sağda besleniyor, sıcakta hafif hafif sallanan yapraklar biraz olsun serinlik veriyor.
Köprüyü her iki tarafından da doya doya izledikten sonra dönüş yoluna geçiyoruz. Yine tren raylarından bir yürüyüş, patikada yürüyüş, merdivenleri tırmanış ve kısa bir tuk tuk yolculuğu…
Küçük bir not: Nine Arch Bridge 1921’de tamamlanmış. Dokuz kemerli köprü yaklaşık 91 metre uzunluğunda ve 24 metre yüksekliğinde. Ella’nın en bilinen görüntülerinden biri olmasında, yemyeşil doğanın ortasında hâlâ trenlerin geçtiği bir köprü olmasının payı büyük.
Biraz Daha Ella
Ella’ya dönünce akşamüstüne kadar uzuncana bir vaktimiz var. Ben pek gezdiğim yerlerden birilerine hediyelik eşya taşımayı sevmem. Daha çok yaşayan bir şey varsa getirmeyi tercih ederim. Beren ise benim tam tersim. O sevdiklerine hediye almaktan hoşlanıyor, o zaman biz de, Ella’nın bu rengarenk dükkanlarına bakınalım dedik.
Ella güzel bir kasaba. Ama çok da büyük değil. İki büyük caddesi var gibi düşünebilirsin. Biz de sokak aralarına daldık. Hatta biri bizi dün başladığımız noktaya, Ella Tren İstasyonu’na kadar getirdi.
Gezdik, yedik içtik, bir baktık hala vaktimiz var. Yol boyunca da sürekli masaj tabelaları görüyoruz. Tabii hangisi iyidir, hangisi temizdir hiçbir fikrimiz yok. “Girelim bari birine” deyip google’dan puanı yüksek yerlere bakmaya başladık.
Helena Spa hoşumuza gitti, bir de hemen yakınımızdaymış. Gidelim bir bakalım, beğenmezsek çıkarız dedik. Gayet de güzel çıktı. Böylece bir saati de kendimize ayırmış olduk. Çıkışta çayımızı da ikram ettiler. Ohh misss… Fiyatlar Türkiye’yle kıyaslandığında neredeyse üçte biri. İyi ki vaktimiz artmış 🙂
Önünden geçerken gözümüze kestirdiğimiz bir kafe vardı. Baktık hala zamanımız var, mağaza gezme işi tahminimizden kısa sürdü sanırım, Kiri Kopi Cafe’de Ella’ya hoşça kal diyelim dedik. Yerde kumlar, isteyenler bu kumların üzerindeki masalara ayakları çıplak oturabiliyor, istemeyenler de normal masalara tabii… Kahvelerimizi alıp uzun uzun sohbet ettik Beren’le. Acelesiz, keyifle…
Bu arada eğer Ella’ya gideceksen ve benden daha uzun zaman ayırabileceksen buraya, burası trekking rotalarıyla da ünlü. En bilinen yürüyüşlerden ikisi Little Adam’s Peak ve daha uzun, daha zorlu bir rota olan Ella Rock. Yürüyüş seviyorsan bir de bunları araştırmanı öneririm.
16.30 civarı artık bizim için Yala’ya doğru yola çıkma zamanı.
Ella’dan Yala’ya
Yolda Ravana Falls‘ta duruyoruz. Yolun hemen kenarından dökülen şelalede verdiğimiz molada biz şelaleyi geniş açıyla köprüden izlemeyi tercih ediyoruz. Ama bir sürü insanın da suya yaklaştığını gördüm, tercih senin…
Hava karardığında Yala’daki Elephant Reach‘e vardık. Doğanın içindeki yerler kalp ben. Ağaçların arasında, yüksek tavanlı bungalowlar bu geceki odamız. Akşam yemeğimizi otelde yedikten sonra Beren günü havuza girerek kapatıyor.
Akşamı çok uzatmadan uyku vakti. Çünkü yarın alarm 05.00’te çalacak.
Sri Lanka yolculuğumuzun diğer duraklarını merak edersen tüm Sri Lanka yazılarımı burada bulabilirsin.




