Yasın zengin bir doğası var aslında… Yas eşittir ölüm gibi bir algı var çoğumuzda ama ne yazık ki yas her zaman ölümle gelmiyor. Hayatımız süresince birçok kere yas bize dokunuyor.
Francis Weller, Kederin Vahşi Kıyısı adlı kitabında yasın beş kapısından bahseder. Bu beş kapıyla yasın yalnızca ölümle gelen kayıplardan ibaret olmadığını; hayatımızın farklı yerlerinden açılabildiğini anlatır.
Yasın 5 Kapısı Nedir?
İlk kapı Kişisel Kayıplarımız. En tanıdık olanı da bu; sevdiğimizin birinin ya da bir şeyin kaybıyla gelen halimiz. En bilindik haliyle bu ölüm olabilir ya da eşin, işin, ilişkin, hayal kırıklıkların, maddi manevi kayıpların…. F. Weller der ki bu kapı için, “Sevdiğimiz her şeyi kaybedeceğiz”. Burada yine “geçicilik” kavramı ön plana çıkıyor. Ölümün geleceğini ve gerçekliğini bile bile severiz! Bu demek değil ki yakınlarımızın sevgisi öldüklerinde gidecek, hayır; hep kalbimizde tutacağız elbet, bununla birlikte de kalbin bu sevgiye açık kalmasını ve bu insanların bir dönem de olsa hayatımıza dokunuşunun naif tarafını da hatırlatıyor bize yas…
Diğer kapı Çocukluğumuzdan gelen Yaslar. “İçimizde sevgiyi tanımamış yerler” diyor F. Weller. Çocukluğumuzda sevginin çoğu zaman dokunulmadığı yerlerdir buralar ve genellikle utançla örüp gizli saklı tutarız bir yerlerimizde. Ama bu parçamızı ne kadar gizli saklı tutmaya çalışsak da bütün yaşamımıza eşlik eder bu yaslarımız. Ve öyle bir ironidir ki, kederin varlığını biliriz ama yas tutmayız, çünkü bedenimizde kimliğimizin bu parçasının yas tutmaya değmeyeceğine dair bir hissiyatı vardır.
Üçüncü kapı Dünyanın Acıları. Doğal afetler, iklim krizi, hayvan katliamları, savaşlar, ağaçların kesilmesi… Fark etmeden de olsa dünyamızın kayıpları bedenimize işleniyor. Kolektif yas kavramı da burada kendini gösteriyor.
Dördüncü kapı Umup da bulamadıklarımız. Kaybettiğimizi bile fark edemediğimiz şeyler öne çıkıyor. Topluluğa doğmamış olmanın yası… Modern çağda doğduk ve kültürel yoksunlukla yaşamayı normal kabul ediyoruz, çünkü farklısını da bilmiyoruz. Tarifi zor olsa da, doğduğumuz andan itibaren bizi destekleyen bir toplulukla büyümemek (tüm hayat boyunca destekleyen sevgi, kabul ve topluluk desteği) o kollektif hafızamızdan gelen tanıdıklık hissinin olmamasından kaynaklanan farkındalık içimizde bu yasa kapı açar.
Ve son kapı olarak da Atalardan kalan yaslarımız. Nesillerden nesillere aktarılan tutulmamış yaslarımız…
Tabii ki beş sayısı bir genelleme; çok daha fazla kapı, çok daha fazla eşik var… Ama biz bu kapıları yaşamamızda görmeye başladıkça, işte o zaman yasın zengin doğasını da fark etmeye başlıyoruz.
Bu yazı ilgini çektiyse sayfamdaki bu bölüme de göz gezdirebilirsin.
Bu yazı Francis Weller‘in Kederin Vahşi Kıyısı kitabını okumamdan ve Berna Köker Poljak’tan aldığım eğitimlerde edindiğim bilgilerden hareketle yazılmıştır.
