Biraz biraz Los Angeles…

Los Angeles… Nam-i diğer Melekler Şehri… Duyduklarınızın, dinlediklerinizin aksine 15 gün Amerika’nın köylerini gezdikten sonra büyük şehre inmenin gafletinden mi bilmiyorum bana çok yorucu bir şehir geldi Los Angeles… Route 66 gezisinin son noktası Santa Monica Pier olduğundan ilk durağımız da burası oldu elbet… Route 66’da geçen yol günlüğümü takip edenler bilirler, o meşhur bitiş tabelasının önüne geldiğimizde orada fotoğraf çektirenlerden çok öte hisler vardı içimizde… Aylardır hayalini kurmuş olduğumuz hedefe varmanın gururu, yolun tamamını yapmış olmanın mutluluğu, maceranın bitmiş olmasının hüznü, anıları barındıran bolca heyecan… karmakarışıktık işte… Buraya kadar…

Devamı...

Hayallerini sakın ötele(me) listesi… İlk 30!

Adına hep “Ölmeden önce yapılacaklar listesi” deniyor ya neyse… Kim biliyor yarın ne olacağımızı? Belki de başka isimleri olmalı bu listelerin “Bugünün işini yarına bırakma listesi”, “Yarın belki çok geç listesi”… Evet evet belki de en iyi isim “Hayallerini Sakın Öteleme Listesi”… Ve bu listelerin hep bir sayısı vardır nedense… Ölmeden evvel yapılacak ilk 10, ilk 50, ilk 100… İlk 10, ilk 15 derken yıllar içinde liste uzamaya başladı ve şimdilik 30lardayım, aklıma geldiği gibi herhangi bir sıra düşünmeden… Ve bu yazdıklarımın benim için güzel bir anlamı var, çünkü… Çünkü… “Çünkü”sü…

Devamı...

Ödüllere doymayan yönetmen… Can Kılcıoğlu…

Kısa Film Atölyesi’ne katılmıştım uzun bir süre önce… Can Kılcıoğlu… Eğitmenimiz, yönetmenimiz… 2 ay boyunca yüzündeki gülümsemeden hiç ödün vermeden, zaman elverdiğince bütün bilgi birikimini aktaran Can… Atölye çalışmasının sonunda da kısa metrajlı bir film çektik…Bu fotoğraf da tüm günün yorgunluğu üzerine bir kare… Senaryo, kostüm, ışık, kamera, oyuncu hepsi bize aitti… Uzun bir zamandır sizin de O’nu yakından tanımanızı istiyordum ve nihayet röportajı bahane edip bir araya gelebildik. Ne de iyi ettik, bir sürü yeni projesi varmış hayatında… Ve neden bilmiyorum o anlattıkça ben heyecanlanıyorum. Öyle bir enerjisi var ki sanki…

Devamı...

“İki Satır” karalamaya ne dersiniz?

Geçen sene tanıştım İki Satır’ın kartpostalları ile… Üzerinden bir yıl geçmiş ve şimdi girdiğim birçok kitabevinde bu kartları görmek beni öylesine mutlu ediyor ki; sanki kartlarda kendimi görüyorum 🙂 Konu yazmak olunca heyecanlanıyorum sanırım… Yeni yıla yaklaştığımız şu günlerde eminim sizin de arkadaş sohbetlerinizde “Nerede karşılayacaksın yeni yılı?”, “Ona ne hediye alacaksın? soruları havada uçmaya başladı bile. Hediye almak elbet herkesi mutlu eder… Ama benim için önemli olan hediyenin yanında yazılan iki satır yazıdır… Hediyeler eskiyebilir, atılabilir ama saklıyorsanız eğer yazılar hep kalıcıdır. Siz de benim gibi düşünüyorsanız eğer haydi buyrun o zaman……

Devamı...

Hayallerimin başlangıcı… Chicago!

Doğudan batıya üç hafta sürecek Amerika serüvenimizin başlangıç noktası Chicago… Çocukluk hayalim olan Amerika’ya ilk ayağımı bastığım yer olduğundan mı bilmiyorum ben pek bir sevdim bu soğuk şehri… Michigan Gölü kenarında yer alan ve “rüzgarın şehri” olarak anılan bu şehir zihnimde güzel anlar, anılar bırakarak esti, geçti… Misafirperverliklerini daha ilk dakikadan gösterdiler. Elimizde bavullarla metroya geldiğimizde ki oradaki adı CTA, acemiliğimizi gören güvenlikteki bayan hemen yanımıza yanaşıp nereye gitmek istediğimizi sordu. Adresi gösterdiğimizde, önce nasıl bilet alabileceğimizi söyledi, sonra da duvardaki şehir haritasının başına götürüp bizi tek tek nerede olduğumuzu,…

Devamı...

Pera Palace’ın gizem dolu odalarında kızımın hayallerine yürürken…

Hepimizin ölmeden evvel yapacaklarımız üzerine bir listesi var ya… Kızımınki de yavaş yavaş oluşuyor. Ve uzun bir süredir listenin ilk sırasında yer alan tek bir şey var ki işte o da bu yazının konusu… Beren, serisinin dördüncüsüne geldiği Delal Arya’nın Pera Günlükleri isimli polisiye bir çocuk romanı okuyor. Bu romanla birlikte de Pera Palace’a gidip Agatha Christie’nin odasını görmek en büyük hayali oldu… İlk önceleri şöyle bir sohbet geçiyordu aramızda: “Anne, Pera Palace diye bir otel var mı?” “Var, Berencim…” “Orada Agatha Christie’nin bir odası varsa ne yapıp edip bir…

Devamı...