Alarm 05.00’te çalıyor. Dünden gelen ‘akşam erken yatmalıyız’ telaşımız da tam olarak bu yüzden zaten… Bugün Yala National Park’ta safari yapacağız.
Yazılarımı takip ediyorsan doğanın içindeki yerleri ne kadar sevdiğimi de biliyorsundur 🙂 Daha iki ay evvel Afrika’da doğanın ortasında kamp atıyordum. Vahşi hayvanlara yakın olmak bana inanılmaz keyif veriyor. Konu safari olunca da her seferinde ister istemez heyecanlanıyorum. Gerçi Afrika’daki safarilerden sonra beklentimi çok yüksek tutmuyorum ama yine de içimde bir yerlerde “En azından bir leopar görürüz” düşüncesi de yok değil hani… Çünkü Yala leoparlarıyla ünlü… Ve Tanzanya savanasında birkaç kere görmüş biri olarak meraktayım. Ve asıl da Beren’in ilk safari deneyimi olacağından farklı hayvanları görebilmemizi öyle çok istiyorum ki…
Gün daha aymadan safari aracımıza binip yollardayız. Burada da yanları açık araçlarla safari yapılıyor. Günün oldukça erken saati olduğundan rüzgar eşliğinde Yala National Park’a doğru yollardayız.
Parkın girişine vardığımızda önce biletlerin alınmasını bekliyoruz. Bilet işi tamamlandığında burada hemen parka girilmiyor ne yazık ki… Ana girişten itibaren araçlar giriş sırasına giriyor ve 06.30 olup kapıların açılmasını bekliyor…
Biz de kuyruktayız… Ve o sırada güneş, uzaktan kızararak nazikçe doğmaya başlıyor.
Yala National Park’ta Safari
Daha içeri girer girmez gözlerimiz sağda solda hayvan aramaya başlıyor tabii.
İlk karşılaştıklarımızdan biri ise tavus kuşları. Sonrasında timsahların olduğu bir gölet, tavşanlar, sincaplar… Bir de tilkiye benzeyen bir hayvan görüyoruz. Rehberimiz Sri Lanka’da tilki olmadığını söylüyor, bu başka bir türmüş, adını bilmiyorum 🙂
Yala’nın doğası güzel. Toprak yolların, çalılıkların ve göletlerin arasında ciplerle ilerliyoruz. Fakat dikkatimi çeken bir şey; buradaki hayvanların araçlara pek alışık olmadığı… Ya da araçları kullananlar hayvanlara nasıl davranacaklarına alışık değiller. Araç yaklaştığında çoğu uzaklaşma eğiliminde, araçlar nazikçe yanlarına sokulmayınca hayvanlar kaçıyorlar… Yani biraz da kısır döngü…
Sırf bugün kullanabilmek için getirdiğim dürbün elimde, şoför hayvan bulamadıkça ben bulma derdindeyim ama nafile… Belki de Afrika’daki safari deneyimlerim yüzünden gözüm daha fazlasını arıyor diyeceğim ama burada gerçekten hayvan sayısı çok sınırlı…
Yala özellikle leoparlarıyla bilinen bir milli park. Biz de doğal olarak safari boyunca özellikle leopar peşindeyiz. Ama bizim leopardan yana şansımız yok. Hadi leoparı geçtik filden yana da yok 🙂
Açıkçası Yala safarisine gelirken beklentim zaten çok yüksek değildi. Ama bu haliyle beklentimin de altında kaldı. “Leoparı göremeyebiliriz ama en azından fil görürüz” diye düşünüyorduk ama o da olmadı.
Safari biraz da böyle bir şey tabii. Sonuçta hayvanat bahçesi değil; o gün karşımıza ne çıkarsa onunla yetinmek zorundayız ne yazık ki…
Bizim Yala’dan payımıza düşense bolca tavus kuşu, timsahlar ve birkaç küçük hayvan 🙂
Yala National Park içindeki araç yolları da bugüne kadar gittiklerim arasında en düzensiz olanlardandı. Bir ara safaride miydik off-road mu yapıyorduk ben de şaşırdım. Safari aracı düz yolda giderken birden burnunu aşağı indirip taşlardan falan iniyordu. E güzel, bunu da deneyimlemiş olduk 🙂
Sonuç olarak, sabahın erken saatlerinde safari aracıyla içinde bir milli parkın içinde safari yapmak, etrafı gözlemek ve “Acaba şimdi ne göreceğiz?” diye beklemek başlı başına bir deneyim. Ve bunu Berenim’le deneyimleyebildiğim için mutluyum.
Yala’dan Okyanusa
Yaklaşık yarım gün süren safari deneyimimizin ardından, geceyi geçirdiğimiz Elephant Reach’e geri döndük. Bir şeyler yemek ve çantalarımızı toplamak için biraz zamanımız var. Sonrasında rotamızı Sri Lanka’nın güney kıyılarına doğru çevirdik.
Yolda bir stupada duruyoruz, Tissamaharama Raja Maha Vihara. Stupalar Budist kültüründe kutsal emanetlerin saklandığı, kubbemsi yapılar. Burasıyla ilgili bize Buda’nın Sri Lanka’ya geldiğinde yüzlerce keşişle burada meditasyon yaptığı ve Buda’ya ait bir alın kemiğinin bir dönem burada saklandığı anlatılıyor.
Yol devam ettikçe manzara da değişmeye başlıyor. Ve bir süre sonra Hint Okyanusu uzaktan beliriyor. İşte Sri Lanka’nın başka bir yüzü!
Dağlar, çay tarlaları, trenler, tapınaklar ve safariden sonra önümüzde birkaç gün boyunca gündemimizde okyanus var. İlk durağımız Mirissa. Ve üç günümüzü geçireceğiz otelimizin adı Triple O Six.
Bugünün devamını ve önümüzdeki birkaç günü bir sonraki blogta anlatacağım. Okyanus kenarı özel ilgiyi hak ediyor bence… Mirissa, Weligama ve Ahangama… Hepsini farklı bir keyifle hatırlıyorum. Ama onlar bir sonraki yazının hikayesi…
Sri Lanka yolculuğumuzun diğer duraklarını merak edersen tüm Sri Lanka yazılarımı burada bulabilirsin.
Yala National Park hakkında daha fazla bilgiye parkın resmi web sitesinden ulaşabilirsin.
Sen de benzer bir seyahat planlıyorsan…
Şeffaflık Notu: Bu yazıdaki bazı bağlantılar affiliate (iş ortaklığı) bağlantısıdır. Bu bağlantılar üzerinden rezervasyon veya alışveriş yaptığında sana ek bir ücret yansımaz; uygun işlemlerde bloga komisyon kazandırabilir.





