Balat’ı bu hafta sonu çekin içinize…

Balat’ta kaybolmak lazım… Sokaklarını umarsızca gezmek… Dokusuna dokunmak lazım… Bildik yerler zaten yerlerinde yıllardır, onları çoktan gezmişsinizdir diye tahmin ediyorum; kiliseleri, sinegogları, patrikhanesi, meşhur meyhanesi… Balat’taydım yine geçenlerde… Arada adımlarım sokaklarını… Seviyorum çünkü yeni simalarla merhabalaşmayı… Sokak aralarında oynayan çocuklardan ayağıma seken topa vurmayı… Cumbalı evlerinde camdan cama dedikodu yapan ablalara gülümsemeyi, kapısında oya işleyen teyzeyi fotoğraflamayı… Bazen soluklanmak istiyor insan… Gördüklerini sindirmek ve o anda bile karşınıza çılgın bir yer çıkabiliyor Balat sokaklarında… Mesela ‘Derviş Baba’ Deliler, Abdallar, Meczuplar, Aşıklar Kahvehanesi’ni duydunuz mu hiç? Aslında uzun zamandır hizmet veriyormuş… Farkı…

Devamı...

Kahramanların Dahi Tasarımcısı… Murat Efe!..

Eski İstanbul semtlerini keşfetmek üzere Balat’taydık yine… Bir müzayedeye katıldık önce… Sonra bir kahvede şerbetlerimizi yudumladık ve sokak aralarına daldık her zaman olduğu gibi… Sahile paralel giden sokaklardan birinde yürürken dar bir kapının arasından zırhlara bürünmüş savaşçı maketleri gözüme çarptı. Meraklı ben, kapıdan başımı uzattım tabii hemen… Karizmatik bir beyefendi gülümseyerek “Hoş geldiniz” dedi, çalışmakta olduğu projeden gözlerini bir an ayırarak… O karşımda duran kişi vizyonu, hayata bakışı, duruşu ve sanata saygısıyla “Şükürler olsun! Hala böyle insanlar var bu hayatta…” dedirtti bana… Ben çok etkilendim onunla yaptığımız sohbetten, istedim ki…

Devamı...

Bize “Güle güle!”…

Cenk’in doğum günü yaklaşırken ona özel tasarlanacak bir hediye arayışına girdim. Instagram’da gezinirken bir süredir takip ettiğim bir profilde bir çizim gözüme çarptı. Uykulu bir kız, kahve sevgisi ve yanında kedisi… Ve bir anda birşey “tınnn” dedi beynimde… Hemen bir mesaj attım… “Sizinle özel konuşmak istiyorum” diye ve biz 1 saat içinde telefonda tasarımı planlıyorduk bile Özlem’le… Normalde çok dili yandığı için artık özel çizim yapmadığını belirtti. Haklı da… Kendine has bir çizimi var… Önemli olan baktıkça onu anımsatan ve gülümseten tınıyı yakalamaktı zaten benim için… Sanırım öyle arzuluydum ki…

Devamı...

Ruhunun aşkını sanatıyla çamurlayan sanatçı: Hayat Asli Bilgin…

Çok da değil… 3 sene önce girdi yaşamıma Hayat… Tanıştığımızda O’na nasıl hitap edeceğimi bilmiyordum. Bir Hayat diyordum bir Aslı… O döneme ait tek hatırladığım, her gözlerimiz buluştuğunda gülümsüyordu. Tanımaya başladım O’nu zamanla… Sonra “Sana nasıl hitap etmemi istersin?” dediğimde “Sen hangisini istersen…” diye yanıtladı. Bugün O’nu yakın çevresi nasıl çağırıyor hala bilmiyorum ama benim için O’na yakışan tek bir isim vardı: Hayat…  Çünkü O, bana hayatın tanıştırdığı mutlu bakıştı… O’nu tanıdıkça yüzünün, renkli hayatının yansıması olduğunu anladım. Her sohbetimiz bana bir şey kattı. Bazen duygu, bazen bilgi, bazen de heyecan……

Devamı...

Vecihi Ofluoğlu ile sessizliğin dili…

Geçmişten gelen büyük bir iz benim için Vecihi Ofluoğlu… Daha 9 yaşındaydım konservatuara başladığımda… Kızım yaşında… Bale eğitimi alırken mimik ve solfej eğitimi de zorunluydu. 9 yıl süren eğitimimin tamamında O benim ruhumun şekillenmesine yardımcı oldu sessiz diliyle… O zamandan bugüne uzanan… Önünde saygıyla eğildiğim öğretmenim.. Okul döneminde tüm gösterilerini izlemiştim, mezun olduktan sonra da olabildiğince gösterisine gitmeye çalıştım. Bugün onunla yapacağım röportaj için günler öncesinden heyecanlanmaya başlamıştım bile. Yılların ondan bir şey götürmediğini biliyordum da neler getirdiğini görmek ne güzel oldu… İşte dünden bugüne uzanan büyük pantomimci, sevilen öğretmen,…

Devamı...