Gelibolu’da tarihe şahitlik edin…

Gelibolu, yıllardır gelmek isteyip de bir fırsatını yakalayamadığım bir yer… Vatanın nasıl savunulacağını dünyaya anlatan Gelibolu Savaşı’nın yaşandığı sokaklarda bugün geziyor olmak inanılmaz… Çanakkale sınırlarındaki Gelibolu, Çanakkale Boğazı’nın Marmara’ya açılan ağzına yakın ve kendi adını verdiği yarımadanın üzerinde kurulmuş tarihi milattan öncelere uzanan bir ilçe… Buraya geldiğimde çok heyecanlıydım ve her köşesini ayrı ayrı gezmek için sabırsızlanıyordum. İlk durak Gelibolu Feneri… Hamzaköy’e bakan yamaçta dönüyor fener… İzlediği manzaraysa muhteşem! Yanındaki parkta aldığımız kısa fotoğraf molasının ardından Bayraklı Baba Türbesi’ndeyiz. Hikayesi ilginç, bir kuşatma sırasında sancağı düşman eline geçmemesi için kılıcı ile…

Devamı...

Karaköy’de bir vaha…

Serin bir ilkbahar akşamı… Karaköy’den Beşiktaş’a doğru yürüyoruz… Cadde üzerindeki dükkanların tamamı kepenklerini indirmiş… Gecenin karanlığı biraz da ürkütüyor aslında insanı… Sağa doğru uzanan birkaç ara sokağı geçiyoruz. Arkadaşım bir cafe olduğunu söylüyor buralarda, onun bir arkadaşı işletiyormuş. Bunca kapalı yerin arasında açık bir yer bulma “ümitsizliği” ile bu sokaklardan birine dalıyoruz… Gözlerimize inanamıyoruz! Üzeri asma yapraklarıyla kaplı bir sokak hayal edin… Yaprakların arasından sarkan lambaların sokağı aydınlattığı… Sakin bir müzik sesi duyuluyor derinden… Şık giyimli insanlar şemsiyelerin altında sigaralarını tüttürüyor. Köşedeki Karabatak Karaköy’de oturuyoruz. Hava soğuk ama yine de…

Devamı...

Kamp Ateşi’ni Yedigöller’de Yaktık…

Kızımla uzun zamandır deneyimlemek istediğim bir aktiviteydi kamp… Mevsim itibariyle de tam zamanı dedik ve arkadaşlarımızı da kapıp, bunun için en güzel yerlerden biri olan Yedigöller’e doğru rotamızı belirledik. Birlikte ilk kamp deneyimimiz olacağından onun kadar ben de heyecanlıydım. Sabahın erken saatlerinde yaklaşık dört saat sürecek yolculuğumuz başladı. Bu yolculuğun ilk meyvesini ağaçlardan gökyüzünü göremediğimiz bir doğayla buluştuğumuzda almıştık bile. Gelir gelmez Nazlıgöl’ün hemen yanına çadırlarımızı kurduk. Matler, uyku tulumları da yerlerini bulduktan sonra, kızım ve arkadaşı gölün etrafında keşif turlarına başlamıştı bile. Biz de şehrin kaosundan kaçmış olmanın haklı…

Devamı...

Gökyüzünden merhaba! Paragliding…

Sonunda havanın yeterli ısıda, rüzgarın da uygun koşullarda olmasıyla paragliding, diğer bir deyişle yamaç paraşütü yapmak üzere Tekirdağ yollarındayız. Aslında hiç korku yok içimde ama atlayış pistine geldiğimde ne hissedeceğim bakalım? Buluşma yerinde toplanıyoruz bizim gibi atlamak için gelenlerle birlikte… Paraşütlerimizi minibüsün tepesine atıp zirveye doğru ilerliyoruz. Ve 625 metredeyiz… Uçacağız! Piste geldiğimizde eğitmenler bizimle eşleştiriliyor. Uçuş eğitmenim Vedat son hazırlıkları yapıyor. İpleri, ekipmanı ayrı ayrı kontrol ediyor. “Havalandıktan sonra dönüş yok!” diyor. Havada çekim yapmak üzere GoPro’yu nasıl kullanacağımı anlatıyor. Kask, emniyet kemerleri vücudumdaki yerlerini buluyor ve böylece uçuş güvenliği…

Devamı...

Saklı Alabalıklar Yakapark’ta…

Fethiye civarlarında tatildesin… Güneşin sıcağı tepende, sabah denizine girdin açsın ve “serin” bir yemek yemek istiyorsun… O zaman biraz yola katlanıp Yakapark’ta bir alabalık yeme zamanı gelmiş demek… Taze alabalık tercihinize göre tereyağında kızartma veya fırında size sunuluyor. Mezeler açık büfe… Balık elbette çok leziz… Ortamsa bir başka… Evet gerçekten başka… Barında içeceğinizi yudumlarken masayı ikiye bölen kanaldan geçen balıklara dokunabiliyorsunuz mesela… Ya da sedirlerde yemeğinizi yedikten sonra yanınızdaki havuzda serinleyebilirsiniz. Tabii dayanabilirseniz soğuğuna… Hatta 5 dakika durabilirseniz içeceğiniz, 15 dakika durabilirseniz hem içeceğiniz hem yemeğiniz ücretsiz diyebilecek kadar da…

Devamı...

Çocukluğum, Anılarım, Benim Hayallerim..

Doğduğum yer Şifa Sokak’tayım bugün… Bilen bilir önemini benim için… Heyecanlanırım her önünden geçerken… Çocukluğum, anılarım, kurduğum ilk hayaller gelir aklıma… Moda’nın eşsiz çıkmazlarından biri olan Şifa Sokak’ta büyüdüm. O sokakta büyüyen her çocuk gibi “sokak çocuğuyum” ben… Cümleye “Bizim zamanımızda” diye en sevmediğim başlangıcı yapacağım ama… Bizim zamanımızda “sokağa çıkmak” diye bir kavram vardı. Sabah kahvaltıdan sonra çıkılır, sadece yemek için eve girilir öğlen, akşam yemekten sonra tekrar atardık kendimizi dışarıya… Çıkmaz sokaklarda herkes tanır birbirini… Bırak sadece orada yaşayan insanları tanımayı her evi, her evin içindeki duyguları bile…

Devamı...