Kendiniz için bu soruya vereceğiniz yanıt sizi tatmin etmiyorsa size bir önerim var… Hem de gerçekten size yaratacağı iç huzur ölçümlenemez türden… Bir süre önce “Karanlıklarının gözü olmaya ne dersiniz?” adıyla yazdığım yazıda görme engelliler için Altı Nokta Körler Derneği’nde kitap okuyabileceğinizden bahsetmiştim. Bu yazıdan sonra birçok kişi benimle iletişime geçti. Kimisine yeri uzak geldi, kimisi şehirlerinde okuma alanları olmadığından bahsetti, kimisi küçücük bir odada oturup kitap okuyamayacağını söyledi. İki seneyi aşkın süredir görme engelliler için kitap okuyorum. Bir sene dernek çatısı altında okumalarıma devam ettim. Son bir yıldır da Boğaziçi Üniversitesi…
Devamı...Etiket: SOSYAL SORUMLULUK
Grand Slam Unvanlı 7 Kıtada 7 Ultra Maraton Koşucusu Alper Dalkılıç…
Bankada çalıştığım dönemlerde kurduğum Fotoğrafçılık Kulübü’nün çalışma grubundaydı Alper Dalkılıç. Belki bir çoğunuz ultra maraton koşucusu olarak tanıyor O’nu ama… O iyi bir bir sporcu olduğu kadar, fotoğrafçı, yakın zamana kadar iyi bir bankacı, yeni evli, doğa sever, hayvan sever, sosyal sorumluluk sahibi biri… Adı neden her yerde bağrılmıyor henüz bilmiyorum ama onunla yaptığım röportajı okuduğunuzda sizin de O’nunla gurur duymaktan kendinizi alamayacağınızı biliyorum. Busece: Yıllarca kurumsal hayatla eşanlı olarak yürütmeye çalıştın spor hayatını. Şu an kendi yolunda emin adımlarla ilerlediğini keyifle takip ediyorum. Ama iyi ki o hayatı yaşamışız…
Devamı...Dönüşüm senin ellerinde…
Yaklaşık beş yıldır evimde geri dönüşümleri ayırıyorum. Artık öyle bir hale geldim ki bir şişeyi çöpe atmak zorunda kalsam içim titriyor. Mutfağımın balkonunda mevcut çöp kutumun neredeyse 3 katı hacminde geri dönüşüm atıklarını biriktirdiğim bir çöpüm daha var. Her türlü cam, plastik, metal ve kağıt atığı bu kutuda biriktiriyorum; dolduğunda da yallah sokaklardaki kumbaralara… Neden mi? Çünkü; cam şişenin doğada 4.000, plastiğin 1.000, alüminyumun 100, gazetenin 1 yıla yakın sürelerde yok olduğunu hepimiz biliyoruz. Durum böyle olunca da yüreğim el vermiyor doğayı kendi ellerimle rezil etmeye… Kapaklar hepimizin malumu!… Onların da…
Devamı...Karanlıklarının gözü olmaya ne dersiniz?
Hayatta bir tek biz yokuz… Hiçbir engelliyi yok sayamayız… Bas bas bağırıyoruz sosyal medya kanallarında… “Hepimiz engelli adayıyız”, “Bugün sağlıklıyız. Peki yarın?” diyoruz da ne yapıyoruz onlar için?.. Geçen yıl başladığım bir projeydi aslında görme engelliler için kitap okumak… Kış aylarında yağmur yağıyor diye evde oturmak yerine derneklerine gidip saatlerce kitap okudum. Bunu kimse bana “aferin” desin diye yapmadım elbet. Evet sosyal medyada yayınladım, çünkü bana belki bir kişi özenir de gider istedim. Nitekim de duyalı arkadaşlarım da çıktı. Birkaç kitap da benim sayemde okunduysa daha ne isterim ki… Kimisi…
Devamı...Kör oldum!…
“KÖR OLDUM! Evet…1,5 saatliğine de olsa ben kördüm. İstanbul’u bu sefer görerek değil; ses, koku ve dokusuyla keşfettim. Ben KARANLIKTA DİYALOG sergisindeydim…” Zifiri karanlıkta beyaz bastonumdu gözüm. Görme engelli rehberimizin sesi olmasa korkum nasıl dizginlenirdi bilmiyorum. Hiçbir şey görmeden Taksim tramvayındaydım… Sesleri dinlerken içimdeki hisleri sizlere anlatamam. Evet ben biliyordum o duyduğum görüntülerin nasıl olduğunu ama peki onlar? Parkta otururken kuşlar ne güzel şakıyor, havuzun şıkıryan sesi nasıl huzur veriyordu ama görmüyordum. Pazar yerinde gezerken nane ne de güzel kokuyordu ama göremedim. Kaldırımda yürürken park etmiş arabaya tosladığımda canım yandı,…
Devamı...