10 Kasım’ın ardına Atamız için Ankara’daydık hafta sonu… Geçtiği koridorlardan geçmek, onu gören gözlerle sohbet etmek… Çocuklarımıza bu ruhu yaşatmak… Bol bol O’nu konuştuk… Onu hissettik… Düşüncelerine, bakış açısına tanıklık ettik bir kez daha… İlk durağımız TBMM binası… 22 sene inşası süren bu bina Ulus’taki iki parlamentonun yetersiz kalması sonucu düzenlenmiş. Televizyondan izlediğimiz salonda bugün oturuyor olmak ilginçti aslında… Atatürk’ün resmi bulunmuyor salonda… Bu bir rastlantı değil, kendisi özellikle istememiş… Anıtkabir’de okulumuz adına düzenlenen askeri törene geç kalmamız gerekiyor. Tören meydanında görevliler bizi karşılıyor. Aslanlı Yol’da çocuklarımız kırmızı bayrağımızı gururla taşırken gelen ziyaretçilerin alkışlarını alıyorlar. O…
Devamı...Etiket: Etnografya Müzesi
10 Kasım’ın ardına Anıtkabir’de Askeri Tören…
Aslında Ankara‘ya geliş nedenimiz… Anıtkabir… Diğer Anıtkabir ziyaretlerimden farklı olarak adımıza düzenlenen “Askeri Tören”e katılacağız… Mustafa Kemal Atatürk hiçbir zaman kendisi için bir anıt mezar istememiş. Ancak Türk halkı ona duyduğu hayranlık saygıdan, Atatürk’ün sıradan bir yere gömülmesini istememiş ve bunun için uluslar arası bir yarışma düzenlenmiş. Bu yarışmada Prof.Dr. Emin Onat ve Doç.Dr. Orhan Arda’nın projesi birinci olmuş. 1944’te yapımına başlanan anıt 1953’te tamamlanarak naaşı Etnografya Müzesi’ndeki geçici kabrinden buraya taşınmış. Bugün kızımın okuluyla beraber geldiğimiz Anıtkabir’de okul adına özel bir tören düzenlendi. Askerler Aslanlı Yol önünde bizi karşılıyor. Çocuklarımız Aslanlı Yol boyunca gerdikleri…
Devamı...Pamukkale, Afyon, Kütahya ile başka diyarlara…
Selçuk’ta verdiğimiz kısa molanın ardına Pamukkale’ye doğru düştük yollara… Yönlendirmelerin eksikliği ve yolun kötülüğü bizi oldukça şaşırttı. Buranın bu kadar büyük olabileceğini açıkçası hayal edememiştim. Girdiğimiz kuzey kapısı ile travertenler arasında minibüs işliyor. Minibüsten indiğimizde bizi antik havuz karşıladı. Mayomuzu getirmemiş olmamızın dayanılmaz üzüntüsünü yaşayıp, ayakları tırtıklayan minik balıklı akvaryumlara sokulan ayakların heyecanını izledik. Ve Pamukkale travertenleri… Nasıl var olmuş, nasıl bugünü yakalamış dedirtircesine zamana meydan okuyor. Çorapları, ayakkabıları çıkarıp, pantolonlarımızı da şort yaptıktan sonra attık kendimizi ılık sulara. Gerçekten etkilenmemek imkansız. Pamukkale’yi görmeden “gezdim deme” demek en doğru ifade…
Devamı...