Ben ona ‘Nar Anne’ derdim… Tıpkı onu seven birçok insan gibi…
Nardane Kuşçu… 7 Ekim’de bedenen ayrıldı bu dünyadan, benim dünyamdan.
Ama bıraktığı tüm izleri ile birlikte kalbimin en derininde. Çok zorlanıyorum yazarken. İyi insanların erken gitmesine isyan doluyum.
O’nu nasıl anlatsam, nereden başlasam bilmiyorum. Gerçi o zaten yüzlerce insana dokundu yaşamı boyunca. Başkalarındaki yerini bilemem ama benim için çok ama çok özel ve yeri doldurulamaz bir insandı Nar Anne…
2016 yılı… Kızımla alternatif bir tatil arayışındayım. İnternette ne yapabilirim diye dolanıp dururken TaTuTa’nın “Ekolojik Çiftliklerde Tarım Turizmi ve Gönüllü Bilgi, Tecrübe Takası” programıyla karşılaştım. Çiftliklerde gönüllü olarak çalışarak belli bir süre kalabileceğimizi öğrendim. Birkaç tanesini aradığımı hatırlıyorum o dönem; sadece ‘aileleri’ kabul edebildiklerini, anne-kız olarak gelemeyeceğimizi söylediler. Hele ki 10 yaşında bir çocukla (o zaman Beren o yaştaydı)… Üzülmüştüm de açıkçası, Beren’e farklı bir deneyim yaşatmak istiyordum çünkü. Türkiye’de gönüllü kabul eden çiftliklerin isimleri arasında gezinirken Narköy’ü gördüm. Bankacılık döneminden tanıdığım Ozan buranın kurucu ortağıydı artık. Bir sormaktan zarar gelmez deyip onu aradım ve memnuniyetle davet etti bizi…
İşte Narköy’de, Nar Anne ile de bu sayede tanıştım. Sonraki üç yıl boyunca, yazları düzenli olarak ikişer hafta Narköy’e gönüllü olarak* çalışmaya gittik Beren’le birlikte. Bu ziyaretler sonrası da Narköy’ü hep ikinci evimiz gibi hissettik…
Organik tarımdan hayvancılığa, peynir yapımından sağlıklı yaşama dair ipuçlarına kadar pek çok şey öğrendik. Domatesin ekiminden toplanmasına, kurutulup işlenmesine kadar her aşamasında çalıştık; fındık toplamanın gerektirdiği emeği bire bir deneyimledik burada. Küçükbaş ve büyükbaş hayvanları otlattık, sütlerini sağdık. Sabah sağdıklarımızı da öğlen peynire dönüştürdük mutfakta. Fasulyeden marula, keten tohumundan soğana ektik, diktik, topladık… Organik pazarda tezgah arkasına bile geçtik birlikte… o gün ne gerekiyorsa sıcak demeden, yorulmak bilmeden çalıştık…
Hani biz şehirlilerin büyük bir bölümünün ailesinde “Biz şu şehrin, şu köyünden geldik” denir ya… Bizim ailedeyse yok öyle kökler… Durum böyle olunca da topraktan ziyade, asfalt bizim bildiğimiz sular… Evet, Narköy’de çalıştık gün boyu evet ama asıl önemlisi; özümüz doğal yaşamsa, bunu sonuna kadar çektik içimize… Güzel olan bir diğer şeyse, her yıl Beren’in buradan aynı heyecanla ayrılıyor olmasıydı benim için… O’nun şehrin sıkışıklığı, sanal mutlulukları arasından sıyrılıp doğanın içinde, mutlu olabildiğini görmek yüreklendirdi beni gelecek için.
Ben de değiştim. Doğanın iyileştirdiğini gördüm. Zihnen ve bedenen acılarımın hafiflediğine bire bir tanık oldum Narköy’de…
Yine gönüllü olarak çalışmaya gittiğimiz bir yaz günü dinlenme molasındaydık. Nar Anne yanıma gelip “Toprağın Kadınları” yarışmasına katılmam gerektiğini ve gelip onunla uygun zamanda konuşmamı istedi. O dediyse yapmalıydım da. Ama proje detayı elime ulaştığında anlayamadım neden benden böyle bir şey istediğini. Farklı ülkelerden katılımcıların olduğu bir yarışmaydı. Ve aynen yarışmanın amacını buraya yapıştırıyorum, benimle ilişkilendirebilirsen sen söyle; “Çevreyi koruma amacında; biyo çeşitliliğe, topluma ve eğitime katkıda bulunan projelerin değerlendirildiği ve jüri tarafından seçilen en başarılı projelerin ödüllendirildiği bir sosyal sorumluluk projesidir.”
Bitmedi, katılım koşullarının ilk maddesi de altı çizili olarak şöyleydi; kar amacı gütmeyen kuruluşlar veya sosyal, çevresel ya da özel amaçlarla ticari hedeflere sahip teşekküller yoluyla çevre yararına projeler yürüten reşit kadınlara yönelik olarak düzenlenmektedir. yazıyordu.
‘Reşit kadın’ dışında hiçbir ortak yanım yoktu diğer katılımcılarla 🙂
Nar Anne’nin evinin balkonunda şaraplarımızı içerken üzerine uzun uzun konuştuk bu konu üzerinde. Projedeki yol haritamı çizdi, bittiğinde taslağımı istedi. Yapamam mı diyeceğim, Nar Anne istemiş benden, ‘tamam’ dedim elbette.
33 sayfalık bir doküman hazırladım proje için, gönderdim Nar Anne’ye… Dokümanı geri ilettiğinde, eklememi istediği son bir bölüm vardı ekinde, o da ‘kendi görüşleri’ydi… Hiç değiştirmeden aynen ekliyorum:
“Beren: Güçlü, kuvvetli, alımlı, tanınmış, kadife kumaş
Buse ve Beren’i gördüğümde ilk aklıma gelen toprak ve tohumdu. Toprak, minik fidanını almış başka topraklarda, coğrafyada yetişen canlıları, kültürleri tanımaya, birlikte yaşamayı öğrenmeye çıkmışlardı. Üçüncü kez birlikte olduğumuzda adım adım nasıl büyüyüp serpildiğini görmek geleceğin insan modeli böyle yetişmeli dedirtti bana.
Pek akla gelmez ama tohumlar da farklı toprakları tanıyarak, oralarda da yaşayarak bilgeleşir.
Beren’in tarafsız gözlem yaparak uyumlanması, deneme cesareti ve bunu zerafetle yapabilme özelliği ilk dikkatimi çekenlerdendir. Gittiği yerin kurallarına saygılıdır. Buse’yi bu konuda çok takdir ediyorum; Beren’in kendi kök değerlerinin farkında olarak (tıpkı bitkilerin kökünün en derinindeki kısmında özel bir bilgi bankası gibi ve kılcal kılcal kökleriyle gittiği toprağı analiz edip uyumlanması) Pek çok anne farkında olmadan o kökleri keser. Sonuç öz değer kaybıdır. Bu kayıp öz saygı ve sevgiyi de kaybettirir. Bu durumda deneme cesaretine sahip olmak zordur.
Her tohum ve çocuk bu dünyaya kendi olmak üzere gelmiştir.
Beren, Buse sayesinde farklı toprakların, kültürlerin aynasından kendini tanıma şansını yakalamış ve değerlendirmiş bir çocuk bence. Biz de onun aynasından kendimize bakabilmiş şanslı insanlarız.
Böyle yetişen çocukların, insanların dünya barışına katkı sağlayacağını düşünüyorum, tıpkı gönüllülük projesinin katkı sağlayacağını düşündüğüm gibi…”
Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları. Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil. Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil. Çünkü ruhları yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar. Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.
Halil Cibran
Yarışmanın sonucunu merak mı ettin? Merak etmen bile beni şaşırttı 🙂 Söylüyorum, kazanamadım 🙂 Nar Anne ile sonrasında konuştuğumuzdaki verdiği yanıt ise benim ödülümdü; “Zaten kazanmanı beklemiyorduk. Bu bir ilk adım… Böyle bir annenin varlığını jüri görmüş oldu. Projeye farklı bir bakış açısı katarak farkındalık kazanışı sağladın” dedi. Woww!
Çocukları çok severdi Nar Anne, eski bir ilkokul öğretmeniydi zaten. Bir sefer kalabalık bir grupla yine evlerindeyiz Beren’le. Ve herkes O’nunla diyalog kurma çabasında. Çünkü her sohbette yılların getirdiği deneyiminden, donanımından paylaşabileceği onca bilgi vardı… Bunlardan birini yakalayabilme çabasındayız hepimiz.
Büyükler balkonda konuşadursun, o sırada O ne yapıyordu peki derseniz… Beren’i alıp içeriye götürmüş, baktım masanın üzerine bir harita açmışlar, başında sohbet ediyorlar, öyle 3-5 dakika da değil hani, baya derinlere inmişler… Zihinleri almaya açık bir sünger gibiyken, şekillenmeyi düstur edinmişti sanki. Başka bir dünyanın var olduğunu gösteriyordu sanki. Yaşları ne olursa olsun, kalabalıklar içinde de çocuklara yer açılabildiğini, sözlerinin ve meraklarının önemsenebildiğini görüyordum onun yanında…
Hayata hep geniş açıdan bakardı Nar Anne… Karpuzları gece tilkiler yediğinde, üzülmezdi mesela; “balların çoğu size ait” derdi arılara… ‘Biz bugün erkenden kalktık’ diye düşündüğümüzde, o çoktan kalkmış tarlada çalışıyor olurdu biz kahvaltımızı yaparken…
5-6 sene önce birkaç günlüğüne Cenk, Beren, ben bu sefer üçümüz gitmiştik Narköy’e. Cenk hiç görmemişti burayı ve tanışmak da istiyordu o yere göğe sığdıramadığımız Nar Anne ile. Yine balkonlarında, ilk defa o gün batımında denedim acı biber reçelini… Yeni şeyler denemeye bayılırdı zaten, “şimdilerde buna ‘füzyon’ diyorlar” derdi. Doğayı, yaşamı, hayatı konuştuk o gün uzun uzun… Cenk de bir hayranı olmuştu artık Nar Anne’nin 🙂
Doğrumla yanlışımla severdi beni. “Şimdi bana kızacak”, “Şimdi beni eleştirecek” dediğim her konuşmanın sonunda ondan “haklısın” sözünü duyardım. Hayır demekten çekinen bir kadın olduğunu ya da her dediğimin toplumun onayladığı şeyler olduğunu sanıyorsan eğer… Kesinlikle yanılıyorsun! Kendi doğrusunu, yanlışını çok güzel de ifade edebilen biriydi o. Ama beni kalbiyle dinlerdi ve özel olduğumu hissettirirdi hep. Onun yanındayken şartlardan bağımsız, ben “anlaşıldığımı” hissediyordum.
En son 1,5 sene önce gördüm Nar Anne’yi… Sohbet ettik, birlikte Narköy’ün sağlıklı yemeklerini yedik akşam birlikte. Ertesi gün gitmeden evvel evinde kocaman sarıldım ona… Son kezmiş…
Şimdi bunları yazarken, yokluğuna alışmanın benim için ne demek olduğunu da anlamaya çalışıyorum. Özlüyorum, kızıyorum, sonra bir sözünü hatırlayıp gülümsüyorum. Bazen hepsi aynı anda oluyor…
7 Ekim 2026 akıllara kazınsın. Ben o günü, Nar Anne’nin çok sevdiği ‘doğa’sına kavuştuğu, başka bir biçimde yeniden doğduğu gün olarak düşünmek istiyorum…
Kalbimdesin Nar Anne…
Bana hissettirdiğin o “anlaşılma” halini, başkalarına da biraz olsun hissettirebilmek dileğimle…
Nar Anne anısına, 3 Kasım 2026 Salı günü Türkiye saatiyle 21.00’de ücretsiz ve online yin yoga pratiğinde buluşuyoruz.
Biraz yavaşlamak, bedenimizi dinlemek ve o gün içimizde her ne varsa ona yer açmak için…
Pratiğe katılmak için Nar Anne’yi tanımış olman gerekmiyor. Kendi kaybınla, özleminle ya da yalnızca durup kendini dinleme ihtiyacınla katılabilirsin. Paylaşımda bulunmak zorunda değilsin; hareketleri de bedeninin ihtiyacına göre uyarlayabilir, dilediğin zaman dinlenebilirsin. Sen de katılmak istersen Katılım Formu‘nu doldurman yeterli…
*Narköy’de bizim gittiğimiz dönemde gönüllü olarak kalınabiliyordu; şu an için bu mümkün değil. Benzer bir deneyim yaşamak istersen, gönüllü kabul eden diğer çiftlikleri ve katılım koşullarını WWOOF Türkiye / TaTuTa üzerinden inceleyebilirsin.





