Yaşam ile ölüm arasındaki çizgi… Varanasi!

Yaşam ile ölüm arasındaki çizgi... Varanasi!

Varanasi, Delhi’den sonra beni şaşkına çeviren yer… Daha trenden iner inmez bir kaosun içinde buldum kendimi… Tuktuğa atlayıp hostele doğru giderken sağdan soldan giren rikşalar, motorlar, arabalar, insanlar, hayvanlar… ne varsa sokakta sanki öne geçen kazanır, kornayı basan yolun sahibidir misali…

Hostelimiz şehrin tam göbeğinde… Harika… Yürüyerek keşif en sevdiğim… Burası Delhi’den çok farklı! Sanki daha da kalabalık, daha bi pis ve rengarenk…

Yaşam ile ölüm arasındaki çizgi... Varanasi!

Varanasi’deki hostelimiz Zostel Varanasi… Kaldığımız oda 4 kişilik ama sadece biz varız odada… Güzel tarafı bu sefer tuvalet odamızın içinde, bu kaldığımız yerler için bir lüks! Bir duş alıp tren yolculuğunun etkilerine suya bıraktıktan sonra yerel rehberimiz otelin çatısındaki keyifli sohbet alanında bizi bekliyor. Biraz kültür hakkında ön bilgi verdikten sonra hızlıca bir giriş yapıyoruz şehrin sokaklarına…

Bugünkü hedefimiz kutsal Ganga Nehri’ne (Ganj) inen sokaklarda kaybolmak… Hostelden çıktığımızda rehberimiz bize evlerin dış duvarlarındaki Tanrı çizimlerini gösteriyor. Şöyle anlatıyor, “Sanmayın ki duvarında Tanrı resmi gördüğünüz her yer bir ibadethane…. İnsanlar evlerinin duvarlarına başka insanlar çişini yapamasın diye özellikle Tanrı resimleri çiziyorlar…” İşe yarıyor mu? Yarıyor tabii ki…

Hostelle çarşı arasında dar Hint sokaklarında ilerlerken bir gölet kenarında davul sesleri arasında bir seramoniye denk geldik. İnsanlar dualar eşliğinde ellerindeki çiçekleri ve mumları gölete bırakıyorlardı ki göletin nasıl temiz, nasıl temiz! olduğunu söylememe gerek yok herhalde: ) Videosu da işte burada…

Yaşam ile ölüm arasındaki çizgi... Varanasi!

Yaşam ile ölüm arasındaki çizgi... Varanasi!Çarşının içinden geçerken buranın ipek sarileri ile meşhur olduğunu öğreniyoruz. Yani Hintli kadınların giydikleri yerel kıyafetleri… Şehirlere göre kullandıkları kumaşlar farklılık gösterebiliyormuş. Genellikle 6 metre civarı tek parça kumaşı giymek öyle göründüğü kadar da kolay değil hani 🙂 Sağlı sollu mağazalar, yerlerde taze sebze, meyve satıcıları ve sokak yemekleri her yerde…

Yol üzerinde Flower Market‘e uğruyoruz. Açık bir çiçek pazarı burası… Tıklım tıklım insan seli ve mis gibi kokuyor 🙂 Malum her yer tapınak… Ve Tanrılarına çiçek sunmak onlar için önemli…  Aslında her çiçeğin de temsil ettiği bir Tanrı’sı var; mor çiçekler Ganeşa, sarılar Shiva için mesela…. İnsanlar bu pazardan çiçeklerini alıp tapınaklarına götürüyorlar ve Tanrılarına sunuyorlar…

Varanasi’nin dar sokaklarında bir yandan alışveriş devam ederken diğer taraftan bir cenaze geçiyor yanımızdan… Ve herkes hayatın akışına devam ediyor… Varanasi, Hindistan gezimde en merak ettiğim yerdi aslında… Ölüme tanıklık etmek… Ölü yakım törenlerini tekne ile açılıp kutsal Ganj’dan izleyebilmek… Ne yazık ki tam istediğim gibi bunu yaşayamadım… Musonlar dolayısıyla su oldukça yükselmişti. Törenlerin yapıldığı setler, hatta nehrin kenarındaki bazı tapınaklar bile su altında kalmıştı. Evet sudan tanıklık edemedim ama çok daha fazlasını hissettim iliklerimde… Anlatacağım…

Yaşam ile ölüm arasındaki çizgi... Varanasi!İzlediğim bir belgeselde Keşiş ve Doktor Swami Varishthananda şöyle diyordu; “Varanasi’de yaşam ve ölüm içiçe geçiyor. Hindular reankarnasyona ve karmaya inanıyor. İyi bir yaşam sürerseniz ölüm size daha iyi bir yaşam imkanı ile yeni bir beden imkanı sunar. Kötü bir yaşam sürerseniz sonuçlarına sonraki hayatınızda katlanırsınız. Sonraki hayatınızda insan olmayabilirsiniz de… Döngü devam eder. Yaşam, doğum, ölüm ve yeniden doğum… Batı kültüründe öldüğünüzde ya cennete ve ya da cehenneme gidersiniz. Pek de iple çekilmez ölüm… Burada ölüm endişesi elbette olabiliyor ama bunu yaşamın kaçınılmaz kısmı olarak kabul edilebiliyor. Reankarnasyon, Hinduları hayatları konusunda sorumlu insanlara dönüştürüyor. Çünkü kendi kaderlerini çiziyorlar. Daima daha iyisini yapabilecekleri yönünde umut veriyor onlara… Yani reankarnasyonun temelinde iyisini yapmak var. Peki yapınca ne oluyor, geri gelmek gerekmiyor mu? Başka bir varoluş var mı? Mutlak varoluş olan sonsuz varoluş ile bir oluyorlar. Yaygın tabirle buna Tanrı deniyor. Sonsuz olan tek varlık O’dur çünkü. En nihayetinde reankarne olmak istemiyorlar… Yani durum bedensellikten saf enerjiye geçme hali… Buna da özgürleşme deniyor… yani onların tabiriyle “mokşa”… Yeniden doğma döngüsünden çıkmak… Mokşa’ya genelde pek çok yaşam döngüsünden sonra ulaşılıyor. Ancak Mokşa’ya ulaştıklarında, yani kendi cennet versiyonlarına, dünyaya geri dönmeyeceklerine inanıyorlar. Bununla birlikte Hindular, Varanasi’de Ganj’ın sonsuz yaşam yolunda aktığına ve onları yeniden doğumun ötesine götürecek gücü verdiğine inanıyorlar”.

Yaşam ile ölüm arasındaki çizgi... Varanasi!Ganj Nehri kıyısında yüzyıllardır cesetler yakılıyor. Kutsal nehrin kıyılarında yıkanıp kefene sarılıyorlar. Odun yığınları üzerine yerleştirip alevler tarafından yutuluyorlar. Yakılacakları odunun türü bile önemli… Aslında sandal ağacı ile yakılmak tercih ediliyor güzel kokusundan ötürü… Ama ölen kişinin 4 saate yakın yanacağı ve büyüklüğüne göre 500 kiloya yakın odun kullanılacağı düşünülünce oldukça da pahalı… Her isteyen ne yazık ki bu türde odunla yakılamaz olmuş. İstedikleri kalitede odunu alabilmek için hayatları boyunca para biriktiriyorlar. Cenazeler sokak arasında omuzlar üzerinde taşınırken bir çeşit ilahi söylüyorlar… Ölü yakımının uzaktan izlenmesine izin veriliyor. Çünkü bu alan yas tutanlar için kutsal bir yer… Cenaze yakılmadan evvel çok yakınına gidebiliyorsunuz. Muson dolayısıyla bizim durumumuz biraz farklıydı… Su yükseldiğinden krematoryum dedikleri ölü yakım alanı üst bir bende alınmıştı. Ve yakım yapılırken yanlarına kadar gitmeme izin verdiler! Hindistan gezimin tamamına baktığımda en etkilendiğim anlardan biriydi… Sağlı sollu yakılan 8 cenaze… Alev topu… Küller havada uçuşuyor… Kapatırsam sıcaktan bir daha açamayacağımı bildiğimden koskoca açtım gözlerimi ve baktım bu vedaya, ta ki gözlerim kendini bırakana kadar… Yanımdaki arkadaşım kısa bir video çekmiş, veda anlarını ekliyorum buraya… Yakınımdaki birçok kişi kokudan rahatsız oldu… Ama hayır, ben olmadım… Bir yaşamın sonunu izlemek, hayata bakışımda sorguladıklarıma başka bir boyut ekledi… Yas tutanlar bizim de izlediğimiz yolu takip ederek haftanın yedi günü cenazelerini Ganj Nehri’ne taşıyorlar. Cenazeyi taşıyanlar ağlamıyorlar hiç… Bunun nedeninin ruhun ileri doğru yolculuğunu kolaylaştırmak olduğu söyleniyor. Zaten bu bir bakıma neşelenilecek birşey onlara göre… Yakın birini kaybetmenin yası var ama o kişinin hayatında çok daha iyi bir yere geçtiğine inanıyorlar. Ölülerin ardına en yakınları saçlarını arkada minik bir kuyruk bırakacak şekilde kazıtıyor ve aile on beş gün su haricinde hiçbir şey yemiyor, içmiyormuş…

Yaşam ile ölüm arasındaki çizgi... Varanasi!

Varanasi’de cenazelerin yakılması çok özel bir işlem… Ganj Hindistan’da kutsal nehirlerin en kutsalı… Ve işte görüntüsü böyle bir yer… Kuzeyde Himalayalar’dan doğuyor, güneye denize doğru akıyor. Fakat bu yolculuğun bazı noktalarında Ganj’ın kuzeye doğru aktığı bölümler var. Varanasi de bunlardan biri. Kuzeye doğru akan Ganj’ın batı kıyısı kutsalların en kutsalı olarak görülür. Varanasi’deki ve Manikarnika’daki yakma törenleri en son yakma işlemi olarak kabul edilir. Çünkü başka bir yeniden doğuş olmadan doğrudan Mokşa’ya (özgürleşmeye) götürüyor. Yani ölmeden evvel Varanasi’ye gelirseniz, buraya ölür ve yakılırsınız bir nevi kestirmeden gidiş… Bir daha dünyaya gelmenize ve yeniden denemenize gerek olmuyor; sadece Varanasi’ye gelmek ve burada ölmek yeterli… Bunun için de bu şehre gelip ölümü bekleyen birçok Hindu var…

Ölü yakım alanından ayrıldıktan sonra kafamdaki sayısız düşünceyi da yanıma alarak yakınındaki Kathwala Temple‘a (Nepali Temple) gidiyoruz. Kamasutra’nun farklı pozları tasvir edildiği bu ahşap tapınakta aynı zamanda genç Hinduların eğitim de alıyorlar… Kutsal Ganga’a karşı mükemmel bir noktada bulunuyor tapınak… Bahçesinde biz gezerken bir öğrenci dersine çalışıyor taşların üzerinde ve kafasını kaldırıp bize bir an olsun bakmıyor… “Öğrendikleri meditasyon hayatın her alanında işe yarıyor” diyorum içimden… Tapınağın diğer bölümünde pencerede Ganga’a doğru kitabını okuyor başka biri…. Sakin ve huzurlu bir yer burası…

 

 

Yaşam ile ölüm arasındaki çizgi... Varanasi!Girişinde yer alan büyük çanı çalarak içeri girmemiz söyleniyor. Sonradan da gördüğümüz neredeyse bütün tapınakların girişinde küçük-büyük illa bir çan bulunuyor. Çanı çaldığınızda Tanrı’ya geldiğinizi haber veriyormuşsunuz… Tapınağın bahçesindeki Nandi, Shiva’nın kutsal hayvanı olan öküzü… Eğer Nandi’nin kulağına dileğini söylersen o Shiva’ya söyleyeceği, sonra da dileğinin hemen olacağına inanılıyor. Shiva üç büyük Tanrı’dan biri ve sürekli meditasyonda olduğundan Nandi O’nun aracısıymış… Fırsat bu fırsat hemen dileğimi kulağına fısıldıyorum tabii… Ay Hindistan gezisinde ne çok dilek diledim ben bile hatırlamıyorum 🙂

Yaşam ile ölüm arasındaki çizgi... Varanasi!

Yaşam ile ölüm arasındaki çizgi... Varanasi!

 

Varanasi’nin Ganga’ya çıkan tüm yollarında yeni bir imar planlaması yapılıyor şu sıralar… Tepedeki bütün evler yıkılıyor, sadece tapınaklara el sürülmüyor. Kaldı ki evlerin içinde bile tapınma alanları olduğundan yıkımlar dikkatli ve oldukça yavaş ilerliyor. Amaçları tepeden bile Ganga’nın görülmesinin sağlanması… Sanki işe yaracak gibi de duruyor… Tepeden nehir daha şimdiden görülür olmaya başlamış bile… Tepedeki durum işte burada… Bu noktanın en önemli tapınağı ise Shri Kashi Vishwanath Temple (Golden Temple – Altın Tapınak) Tapınak altın kaplı… Görmek için belli bir mesafeden ileriye geçmemize izin vermiyorlar, demir barikatlarla engellenmiş durumda… Shiva’nın geldiğinde burada kaldığına inanıyorlar… Bu arada sadece Varanasi’de 100.000’in üzerinde tapınak olduğu gerçeği de küçük bir dipnot…

Yaşam ile ölüm arasındaki çizgi... Varanasi!

Aarti alanına giderken yaşlı bir adam nereli olduğumuzu sordu. “Türkiye’den geldik” deyince hemen “Mustafa Kemal Paşa” dedi… Saygı duyduğu her halinden belliydi. E biz de gurur tabi!…

Her akşam saat 19.00’de kutsal Ganga yanında seramoni yapılıyor. Aarti Seramonisi Yaklaşık bir saat kadar zamanımız olduğundan hemen nehrin yanında keyifli terasında nehri izlerken Hint lezzetlerinin tadına bakalım dedik… Bu arada Varanasi’de mutlaka vejeteryan yemeniz gerekiyor. Din ağırlıklı bir şehir olduğundan inanışları gereği bu şehirde hiç et tüketmiyorlar… Yemek sırasında rehberimiz Varanasi’nin dört ismi olduğunu söylüyor… Varanasi, Varuna (Güney), Kashi (Işık), Banares (İngilizler bunu kullanıyormuş)…

Yaşam ile ölüm arasındaki çizgi... Varanasi!

Aarti Seramonisi (Seramoni Ganga) kutsal Ganj’ın kenarında Tanrılar için gerçekleştirdikleri bir ateş seramonisi. Bu mevsimde her gece saat 19.00’da yapılıyor. Normalde nehrin kenarında gerçekleştirilirken muson dolayısıyla malum su yüksek olunca yine nehrin kenarında bir üst bentte yapıyorlar törenlerini… Ateşler, tüyler havada uçuşurken, gecenin siyahı turuncuya boyanıyor sanki… Seramoniden kısa bir an işte burada…

Yaşam ile ölüm arasındaki çizgi... Varanasi!Varanasi sokaklarında turuncu giyimli Hindistan’ı yürüyerek gezerek ermiş olan kişileri sıkça görmek mümkün… Birçoğu fotoğraflarını çekmenize izin veriyorlar ama mutlaka para istiyorlar… Burada hırsızlığın olduğu söyleniyor ama açıkçası beni huzursuz eden herhangi bir durumla karşılaştığımı söyleyemem. Elbette hep param ve pasaportum belimdeki çantadaydı ama onun dışında sırt çantamı önüme bile alma gereksinimi hissetmedim hiç… Garanticiyseniz eyvallah ama her yazılana da inanmayın derim ben… Bir de Paan dedikleri birşey var… Yapraklara tütün sarıyorlar, sonra onu çiğniyorlar. Hindistan’ın gezdiğimiz neredeyse bütün şehirlerinde bunu gördük ama burada çok sık rastladık satıcılarına… Mideye iyi geliyormuş-muş…!

Ha bir de Varanasi’ye gelen hacılar, Ganj’a giriyorlar, suyunda içerek kutsandıklarını inanıyorlar. Şehrin kanalizasyonu, malum ölen kişilerin külleri, Tanrılarına hediyeleri buraya bıraktıkları, ayrıca cüzzam gibi ölümcül hastalıkların burada yıkandıkları düşünüldüğünde Varanasi’de kutsal su ile temasın çok da doğru birşey olduğunu söyleyemeyeceğim. Kaldı ki kendi devletleri bile vatandaşlarını Ganga’nın sağlığa yönelik tehlikeli olduğu konusunda uyarıları mevcut…

Kutsal nehir, inanışlar derken varoluş içinde dünyevi işlerden o kadar uzaklaşmış yorgun argın hostele giderken çevrecilerinin eylemiyle karşılaşmak çok ironikti… İşte hayatın gerçeklikleri…

Aarti çıkışında önerilenler arasında olan bir sokak masalacısında bir çay içelim dedik… Nasıl yapıldığını anlamak için adamı izlerken bir baktım küçük bir sinek pişirdiği tencerenin içine düştü. Benim şaşkınlığıma “ne oldu” dediğinde “Sinek içine düştü” bakın dedim… Onun sinek değil baharat olduğunu kabul etmem gerekti sonunda… Allahım, o kadar da değil içmedim tabii… 🙂

Varanasi’de kaldığımız hostelin çok keyifli bir çatı terası vardı. Burada kalan diğer turistlerle sosyalleşme, yemek yemek, hatta açık bıraktıkları bilgisayardan kendi istediğiniz müzikleri dinlememiz için olanak sağlıyorlardı. Elbette ki gecenin uykuya kadar olan kısmında biz de bunu keyifle değerlendirdik 🙂

Yaşam ile ölüm arasındaki çizgi... Varanasi!

 

Varanasi’de ikinci gününün erken saatlerinde bütün gün bizimle olacak tuktuğumuz ile yollardayız yine… Varanasi’nin 10 kilometre ötesindeki Sarnath bölgesini gezeceğiz bugün… “Buddha ve Budizm” ise günün konusu olacak… Burası Buddha’nın Dharma’yı ilk kez öğrettiği ve aydınlamanın ortaya çıktığı bölge… Sarnath; Budist cenneti olarak geçiyor ve birbirine yakın birçok budist tapınak bulunuyormuş… Hepsine tek tek gideceğiz bakalım…

İlk durağımız Phra Buddha Sasananuphap Mongkhol Samathı Rangsıthon. Dev Buddha bizi karşıladı rengarenk bahçesinde… Buddha’ya uzayan yoldaki gölette lotus çiçeklerini yakından görmek harikaydı… Tapınağa girdiğimizde ilk gözüme çarpansa temizliği oldu… Sonradan öğreniyorum ki Budist tapınaklarının geneli tertemizmiş… Tapınağın içinde bir ağabey elinde upuzun bir sopa ucunda bezi ile tavandaki figürleri bile temizliyordu walla… Bahçenin içinde daha küçük olan ikinci tapınakta da Altın Buddha bizi karşıladı…

Budist inanışına göre, 2.500 yıl önce Siddhartha Gautama adında biri insan zihninde kullanılmayan muazzam bir güç olduğunu fark etmiş. Böylece yepyeni bir din olan Budizm’i kurmuş. Tibetli Keşiş Losang Tenpa’dan izlediğim bir belgeselde şunları dinlerken çok etkilenmiştim. – Babanız size bebeğiniz ileride kral olacak dese hoşunuza gider miydi? O, oğlunu güzel nesnelerle çevrili sarayında tutmuştu. Asla solmayan çiçekler, asla yaşlanmayan genç ve güzel kadınlar vardı. Mükemmel gibi geliyor kulağa… Ama o bunlardan memnun değildi. Budha saraydan ayrıldı. Ayrıldığında acıyı, gerçek hayatı gördü. Yaşlı insanlar, sakatlar, dilenciler, hiçbir şeyi olmayan, karnı aç olan insanlar vardı. Gözleri açılmıştı, çok şaşırdı. Ölümü gördü. Babası, O’nun ölümü görmesini istememişti. “İnsanların neden acı çektiğini öğrenmek için buradan ayrılmalı ve bunun nedenini öğrenmeliyim” dedi. Siddhartha acıların nedenini öğrenebilmek için altı yıl dolaştı. Sonunda bir incir ağacının gölgesine geldi. Zihnini odaklayarak insanların acı çekmesine nasıl son vereceğini keşfedene kadar o noktada durmaya karar verdi. Bütün gece hareketsiz kaldıktan sonra Siddhartha zihinsel bir dönüşüm geçirdi. Budistler onun Budha yani “Aydınlanmış Kişi” olduğunu söylüyor. Budha arzularından ve maddi dünyaya bağlılıklarından kurtularak kendini acıdan kurtarabileceğini fark etti. Budha ve ondan sonraki Budist nesiller için bağlılıktan azat olmak (dünya bağından özgürlüğün) çok çarpıcı ve belki de mucizevi bir zihinsel ve fiziksel aydınlanma şekliydi. Altında oturduğu o muhteşem farkındalığı yaşadığı bu ağaca minnet doluydu. Bu bölgede yedi hafta boyunca oturdu. Hatta bir hafta boyunca kıpırdamadan, göz bile kırpmadan baktığını söylerler. “Bu mümkün, neden olmasın diyor” keşiş. Biz zihinlerimizi eğitmiş değiliz. Dış dünyayla, alıp satmakla, bütün o şeylerle çok meşgul oluyoruz. Bunu aslında siz de, ben de yapabiliriz. Budistler için yıllar süren zihinsel eğitim ve başkalarına karşı sevgi ve ilgi göstermek onları acı çekmekten kurtarabilir. Tapınaklarında dolaşırken bir mucize olabilirmiş gibi hissedersiniz. “İnsanların hayatlarından memnun olması” mucizesi ya da “İnsanların birbirleriyle anlaşabilmesi” mucizesi. Hepimiz birbirimizi sevmeli, özen göstermeli ve birbirimizi saymalıyız. Mutluluğun kaynağı budur. Buna kim sahip olursa yolculuğu iyi geçer, Birçok din mucizeler üzerine kurulmuş. Her inanışta bir mucize yok mu? Mucize nedir? Gökte uçmak mucize midir? Kuşlar da uçuyor. Mucizeleri biz insanlar bir tür ilahi şey olarak görüyoruz. Bize Tanrı’ya dair delil sunan birşey. Tanrı nerede diye sorabilir miyim? Mistik kişilere, yogilere Tanrı nerede diye sorduğumuzda içlerini gösterirler, yukarıyı değil. İçinizdeki Tanrı; Budha, İsa, siz her ne derseniz deyin size ilham veriyorsa belki mucize denilen şeyi gerçekleştirebilirsiniz. Bu dünyanın en çok iyileşmeye, sevmeye, barışa ihtiyacı var… Bence ihtiyacımız olan mucize bu… İnsanların meditasyon yaparken popolarını 8 cm kaldırmasına gerek yok… O yüzden gerçek mucizeye odaklanalım. O da insan zihnini dönüştürmek… Hepimizin kendi içindeki gücü kullanabilmesini isteyen adamın bir tür ilahi varlık olarak öğretilmesi çok ironik… Budizmin amacı; hepimize, hepimizin odaklanıp ve zihnimizi verirsek sandığımızdan çok daha fazlasına gücümüz olduğunu öğretmektir – 

Yaşam ile ölüm arasındaki çizgi... Varanasi!

 

Mulagandha Kuti Vihara Girişi bayraklarla donatılmış yol beni Buddha inancını derinden hissettiren tapanağına doğru yöneltiyor. Burası Buddha’nın bu inanışı yaymak için ilk 60 öğrencisine ders verdiği yer ayı zamanda ve bahçesinde bunu temsilen bir görsel çalışma da yapmışlar.

Hava oldukça sıcak yine bugün… Biraz dinlenmek için hemen yakınındaki Sarnath Deer Park Mini Zoo‘yu gezelim dedik. Minik bir hayvanat bahçesi isminden de anlaşılacağı üzere… Özellikle Serengeti‘de safari yaptıktan sonra, kesinlikle hayvanları kefes içinde görmekten nefret ettiğimi burada, bir kez daha anladım. Neyse ki öyle çok hayvan yoktu ve kısıtlı yaşam alanları nispeten genişti birçok hayvanat bahçesine göre… Parkın güzel tarafı ise yemyeşildi. Banyan ağaçları yine her tarafta; öyle güzeller ki… Biraz çimenlere yayılıp doğanın güzelliği ile Varanasi’nin bir günkü karmaşasını üzerimizden silkelemek iyi geldi…

Yollar seyyar satıcılarla dolu… Keyifli bir kasaba ve sakinlik var gezdiğimiz her yerde… Varanasi’nin o kaosu burada yok… Hatta sakin bile diyebilirim dünkü insan selinden sonra 🙂

 

 

 

Bir sonra gideceğimiz yer Japon Buddha tapınağı olarak geçiyor. Dharmachakra Indo-Japon Tağınağın içinde ahşap malzemeden hazırlanmış uyuyan Buddha var. Diğer gezdiklerimle kıyasladığımda içi bana oldukça huzur verici geldi ve biraz oturup o atmosferin tadını çıkarttım…

Yaşam ile ölüm arasındaki çizgi... Varanasi!

Yaşam ile ölüm arasındaki çizgi... Varanasi!Onu takiben de Tibet tapınağı Tibetan Buddhist Monastery‘yi ziyaret ettik. Kapısındaki hayvan figürleri bize merhaba diyor. İçerisi yurt gibi… Bahçesindeki büyük ağacın altınki camekan içine yerleştirilmiş Buddha heykeli karşılıyor yine… Etrafı ise çarklarla çevrili. Eğer bunların hepsini çevirirsen karmanı iyileşeceğine inanıyorlar… Olur a… deyip çevirdim tabi…

Ve bundan sonra da Hint ve Çin budist tapınaklarını gezdik. Chineese Budist Temple‘da gidenlerin çin mahallelerinde de sıklıkla tanık olduğu gibi kırmızı sıkça kullanılmış… Burada öğreniyoruz ki, inananları tapınakta oturup ziyarette bulunurlarken kendi ayaklarını Buddha’ya göstermezlermiş. Kadınlar ayaklarını yana katlayarak oturuyor karşısında, erkekler de popolarının altına alıyorlar. Bu da bbaşka bir not size 🙂

Budistlerin hacı olmaları için dört yeri gezmeleri gerekiyor. Lumbini, Bodh Gaya, Sarnath, Kushinagara… İşte bugün gezdiğimiz Sarmath bölgesi de bunlarda biri… He bir de tapınaklar soldan geziliyor. Neden mi? Çünkü öyle… Hindistan’da öyle herşey sorgulanmıyor…

Hinduizm ile Budizm’i karşılaştırdığımda; Budistler karmanın bir şekilde kırabileceklerine inanıyorlar; Hinduizm inancında ise daha çok Tanrı’ya bırakıyorlar herşeyi…

Tuktukla şehir merkezine geri dönerken yol üzerinde kafes içinde güvercin satıyorlardı, ilginç değil mi? He bir de sokaklarda sadece inek görmüyorsunuz. Mesela bugün özgür domuzlar da gördük sokaklarda…

Yaşam ile ölüm arasındaki çizgi... Varanasi!Ve artık dün yiyemediğimiz Lassi’yi bugün yeme zamanı…. Lassi Hindistan’ın meşhur sokak lezzetlerinden… En iyisinin de burada Blue Lassi‘de yapıldığını öğreniyoruz. E yemeden olmazdı tabii 🙂 Şehrin kargaşasına yeniden girdik tabii lassi uğruna… Lassi bir çeşit meyveli yoğurt ama neredeyse ayran kıvamında. Ben ki meyveli yoğurt sevmem, sevdim walla… Tabii bunu lezzet açısından söylüyorum. Toprak kaplar içinde yoğurdumuz hazırlanırken, hazırlayan adamın tasın önünde bağdaş kurduğunu, sol eliyle ayağını tutarken (sol el önemli) diğer eliyle karıştırmaya devam etme yetisinin olduğunu, dükkanın hemen Ganga’a giden ara sokaklardan birinde olup öyle mutfakta falan hazırlanmadığını, gayet sokak üzerinde tüm işlemlerin yapıldığını söylememe gerek yok herhalde 🙂 Immm kimisi ayaklara takıldı bu videoyu izlerken ama bakalım sizin yorumlarınız ne olacak 🙂

Asıl burayı benim için özel kılansa, biz dükkanın önünde toprak taslarımızda yoğurdu yerken hemen önümüzden 4-5 dakikada bir bir cenaze geçiyor olmasıydı. Durup düşündüm o an; yaşam ile ölüm içiçe… Biz orada yoğurt yiyoruz, önümüzdense yaşamın ta kendisi akıyor. Ve birçoğumuzun belki de aklımıza geldikçe zihnimizin en arkasına tıkıştırmaya çalıştığımız o gerçek… İşte o anları buradan izleyebilirsiniz…

Ve Varanasi’ye ait küçük birkaç bilgi daha… Evet modern hayatın diğer gerçeği markalaşmaya burada da kendini unutturmuyor. Tommy Hillfiger, Dominos, Adidas, Samsung gibi mağazalar burada da var… Ve Eylül ayında 45 dereceyi gördük… Evet burasını Delhi ile kıyasladığımda ne yazık ki çok daha pis… Ama onlar için normal olan birşeyi ben İstanbul’daki kendi şartlarımla karşılaştırdığımda bunu söylüyorum. Orada bu pislikten rahatsız olduğumu söyleyemeyeceğim, olduğu gibi kabul etmek buranın gerçeği ise bana üzerine yorum yapmak düşmez kanısındayım.

Şehir içinde insanlar rickshaw dedikleri bir çeşit dulmuş kullanıyorlar. İnsanlar gideceği yere kadar gidip inerken para veriyorlar kullanan adama… Biz de lassi dönüşü bunlardan birini kullandık hatta…

Varanasi Hinduizm için çok önemli bir yer…🕉 ölü yakımında uçuşan küller arasında gözlerim yanarken hissettiklerim, Aarti seramonisinde ateş, çiçekler eşliğinde ışığı selamlamak, şiddetli musonlar nedeniyle yükselen Ganga’nın kenarından suyun uzayışını izlemek, tapınaklarında eğitim alan okullular ile aynı havayı solumak, sonrasında Budizm öğretileriyle geçen bir başka gün…

Yaşam ile ölüm arasındaki çizgi... Varanasi!Farklı bir kültür, inanış, yaşam bizi içine çekti bile… gözlerimi kocaman açıp An’ı nefeslemek tek yapabildiğim… Yolun devamında Agra’da olmak üzere ikinci tren yolculuğumdayım şimdi… İlkine göre daha eski ve birkaç hamamböceği de bizimle seyahat ediyor bu sefer… İnsanlar perdeleri açıp içeri bakıyorlar dakikalarca. Tren bile kendisini araba sanıyor, kaç saatlik yol, makinist sürekli bir korna halinde 🙂 Ama Hindistan’da ne yapıyoruz? Hiçbir şeyi sorgulamadan yola devam ediyoruz…

—————————
Konaklama: Zostel Varanasi / Merkeze yürüme mesafesinde… İşletmecisi çok güleryüzlü… Odalar temiz… Bizim kaldığımız oda 4 kişilikti ve odanın içinde tuvalet, banyo ve bir balkonu bile vardı. Çatısında keyifli bir sosyalleşme ortamı yaratılmıştı…
Varanasi Toplam Yürüme: 14,5 km.
Bu yazı ilginizi çektiyse bunları da okumak isteyebilirsiniz;
Facebooktwittergoogle_pluslinkedin

Benzer yazılar

Yorum Yapın

*