Tiran’da Doyasıya Bir Gün…

Tiran için bir günümüz olunca her yana saldırdık diyebilirim 🙂 Önce turistik yerler derken sonrasında her zaman olduğunu gibi sokaklarda kaybolup şehrin derinlerine daldık… Anlatıyorum 🙂

 

Şehir tam bir büyük şehir havasında… Vızır vızır arabalar, bolca insan… Çoğu Avrupa ülkesinde olan yaya geçitlerinden bekleyen yayalar için duran arabalar burada yok mesela… Tipik yurdum trafik kuralları burada da geçerli… Vizesiz ulaşabilmekse harika… Ülkenin diğer adı Kartallar Ülkesi… Kartal bayraklarında da yerini bulmuş… Bazı kelimeler Türkçe ile aynı, bu nedenle sokaklarda aman konuşmalara dikkat 🙂

Buraya turla geldiğimizden gezmek için kısıtlı zamanımız vardı. Aslında butik bir tur gibiydi bizimkisi… Ama rehberimiz herkesin nabzına göre şerbet vermeyi iyi biliyordu. Belli başlı yerleri onun rehberliğinde gerçekleştirdikten sonra hepimizi toplayıp turistik olarak nerelere gidebileceğimizden bahsetti. Konuşması bittiğinde herkes onun gösterdiği istikamete doğru yönlenirken bizi durdurdu ve “Size gelince, siz şu şu şurayı elbette görün” deyip, sonra diğer istikameti gösterdi ve “siz sonra bu tarafa doğru gidin… Çünkü sizin ilginizi çekecek şeyler diğer tarafta!”… O bile anlamıştı; turla gelmemize rağmen herkesin gezip gördüğü yerlerle tatmin olmayacağımızı 🙂

Evet o bahsedilen turistik yerleri hızlıca biz de gördük elbet 🙂 İskender Bey Heykeli merkezi bir konumda yer alıyor. Gerçekten de öyle bu arada… Tiran’ın yüzölçünün neredeyse tam ortasına yaptıkları söyleniyor bu heykeli… Durum böyle olunca şehrin kurucusu İskender Bey atıyla yükseklerden hala izliyor şehri… Etrafında planlanmış geniş park da aynı isimle, İskender Bey Meydanı olarak isimlendirilmiş… Bu meydanın çevresinde de Tiran Kültür Sarayı, Ulusal Tarih Müzesi yer alıyor. Osmanlılar’dan kalma en önemli miraslardan biri de Ethem Bey Camii… Osmanlı döneminde bu şehirde yapılan sekiz büyük camiden günümüze ulaşan tek camii niteliğinde… Yapılanma içinde olan bir şehir Tiran… Ethem Bey Camii de bizim gittiğiniz dönemde tadilattaydı. Saat Kulesi ise 35 metre yüksekliğinde ve isteyenler belli bir ücret karşılığı çıkılabiliyorlar.

 

 

 

Rinia Parkı  İskender Bey Meydanı’na birkaç dakikalık yürüme mesafesinde… O da merkezi konumuyla harika bir yer… Şehrin göbeğinde yeşil görmeye hasret kalmışız meğer… Güzel doğası, dinlenme alanlarıyla harika…  Taiwan rinia küçük kafelere, bir bowling salonuna ev sahipliği yapıyor. 30 hektarlık bir alana yayılsa da oldukça kalabalık olduğunu söyleyebilirim. Kisha Ortodoks Katedrali ve Çan Kulesi de yine burada bulunuyor. Dinler arası hoşgörünün olduğu yerleri seviyorum sanırım…

Eğer alışveriş meraklıysanız İskender Bey Meydanı yakınındaki Myslym Shyri Caddesi tercihiniz olabilir. Gittiğim yerlerden yaptığım koleksiyona katmak için aldığım yüksükler dışında birşey almak kaygım olmadığından benim ilgimi çektiğini söyleyemeyeceğim.

Piramit 1988’de Enver Hoca damadı tarafından müze olarak yaptılmış olsa da yeni dönemde konferans merkezi ve sergi alanı haline getirilmiş. Zaman zaman çeşitli yerel tepkilere maruz kalan bu yapının çoğu yeri harabe halinde. Ama biz oradayken piramidin asıl amacı çocukların üzerine çıkıp binayı kaydırak niyetine kullanmasından ibaret olduğunu söyleyebilirim…

Ve günün kalanı için artık kaybolma zamanı… Şehrin ortasından geçen Lena Nehri‘nin dünyanın en uzun 10. nehri olduğu söyleniyor… Şehrin çehresine öylesine güzel bir renk katıyor ki… Nehri bölen köprüleri, etrafındaki evleriyle içinizi ısıtıyor. Hava sıcak olduğundan ara ara burna vuran kokusuna göz yumabiliyorum 😉 Aralardan ters istikametteki sokaklara doğru ilerlediğimizde sıvasız evler, geçirdikleri zor dönemlerin izlerini taşıyor. Güzel bir kafenin iki blok yanında içi burkan görüntülerle karşılaşılabiliyor. Sokak duvarlarında oturup insanları seyretmek, arkadaşlarıyla buluşmak için çıktığı belli genç kızın apartmandan çıkışını görmek, çocuğun biskletini kapıp hızla uzaklaşması… İki evin arasındaki koridoru merak edip kendimizi bir avluda buluşumuz… Evlerin birbine açılan balkonları ve bizim şaşkınlığımız… Hayat devam ediyor… Ve bizim onun çok küçük bir parçası olduğumuzu bir kez daha görmemiz…

Haydi, sıyrıl düşüncelerden, yürümeye devam dostum… Uzun bir performansın ardına bir kalabalık… Meğer National Park (Parku i Madh) ve Artifical Lake‘e ulaşmışız… Tek kelime ile ba-yıl-dım! Yeşillikler içinde büyük bir park hayal edin… Ortasında bir göl, insanların kimisi spor yapıyor, kimisi piknik… Biz de gölün kenarına indik, sırtımızı verdik bir ağacın sırtına verip, çektik dağdan gelen serin havayı içimize… Yanındakiyle konuşmadan dakikalarca durabilir misin? Biz konuşmaktan bolca haz eden iki arkadaş olarak bizim için çok zor birşey ama… Burası susturdu bizi… Ne onun nerede, ne de o benim nerede olduğunu bilmeden kafalarımızın dakikalarca kendimizi dinledik orada… Durmanın da paylaşmak olduğunu hissettirdi bize bu güzel doğa… Halkın karmaşadan uzaklaşmak için geldikleri bu nefes alanında saatleri akıttığımızı söyleyebilirim. Oh iyi ki bulmuşuz orayı, yoksa Tiran çok eksik kalacakmış…

Bu parkın hemen yakınında bir de Hayvanat Bahçesi olduğundan bahsettiler ama Serengeti’ye gittiğimden beri; hayvanların kendi yaşam döngülerini gördükten sonra, her türlü müdahalenin onlara saygısızlık olduğunu düşündüğümden artık hayvanat bahçelerine ve sirklere gitmiyorum. Tabii ki bu benim tercihim 🙂

Tiran özellikle bilet alınıp gidilecek bir şehir olmasa da parkta geçirdiğim anlar bende Tiran denildiğinde içimde güzel bir his bırakıyor… Doğanın insanı bulunduğu yere aşık etmek konusunda çok başarı olduğunu artık kabul etmeliyim…

Ha bir de Arnavut erkekleri yakışıklı derler ya… Ben mi göremedim, yoksa benim gözümde tek bir yakışıklı mı var? 🙂

Facebooktwittergoogle_pluslinkedin

Benzer yazılar

Yorum Yapın

*