Ödüllere doymayan yönetmen… Can Kılcıoğlu…

Kısa Film Atölyesi’ne katılmıştım uzun bir süre önce… Can Kılcıoğlu… Eğitmenimiz, yönetmenimiz… 2 ay boyunca yüzündeki gülümsemeden hiç ödün vermeden, zaman elverdiğince bütün bilgi birikimini aktaran Can… Atölye çalışmasının sonunda da kısa metrajlı bir film çektik…Bu fotoğraf da tüm günün yorgunluğu üzerine bir kare… Senaryo, kostüm, ışık, kamera, oyuncu hepsi bize aitti… Uzun bir zamandır sizin de O’nu yakından tanımanızı istiyordum ve nihayet röportajı bahane edip bir araya gelebildik. Ne de iyi ettik, bir sürü yeni projesi varmış hayatında… Ve neden bilmiyorum o anlattıkça ben heyecanlanıyorum. Öyle bir enerjisi var ki sanki…

Devamı...

“İki Satır” karalamaya ne dersiniz?

Geçen sene tanıştım İki Satır’ın kartpostalları ile… Üzerinden bir yıl geçmiş ve şimdi girdiğim birçok kitabevinde bu kartları görmek beni öylesine mutlu ediyor ki; sanki kartlarda kendimi görüyorum 🙂 Konu yazmak olunca heyecanlanıyorum sanırım… Yeni yıla yaklaştığımız şu günlerde eminim sizin de arkadaş sohbetlerinizde “Nerede karşılayacaksın yeni yılı?”, “Ona ne hediye alacaksın? soruları havada uçmaya başladı bile. Hediye almak elbet herkesi mutlu eder… Ama benim için önemli olan hediyenin yanında yazılan iki satır yazıdır… Hediyeler eskiyebilir, atılabilir ama saklıyorsanız eğer yazılar hep kalıcıdır. Siz de benim gibi düşünüyorsanız eğer haydi buyrun o zaman……

Devamı...

Hayallerimin başlangıcı… Chicago!

Doğudan batıya üç hafta sürecek Amerika serüvenimizin başlangıç noktası Chicago… Çocukluk hayalim olan Amerika’ya ilk ayağımı bastığım yer olduğundan mı bilmiyorum ben pek bir sevdim bu soğuk şehri… Michigan Gölü kenarında yer alan ve “rüzgarın şehri” olarak anılan bu şehir zihnimde güzel anlar, anılar bırakarak esti, geçti… Misafirperverliklerini daha ilk dakikadan gösterdiler. Elimizde bavullarla metroya geldiğimizde ki oradaki adı CTA, acemiliğimizi gören güvenlikteki bayan hemen yanımıza yanaşıp nereye gitmek istediğimizi sordu. Adresi gösterdiğimizde, önce nasıl bilet alabileceğimizi söyledi, sonra da duvardaki şehir haritasının başına götürüp bizi tek tek nerede olduğumuzu,…

Devamı...

Yeni bir heyecanım var! Makronot…

Yuppi! Yaklaşık dört ay süren altyapı çalışmalarımız sonucunda Makronot‘u açtık… Birçoğumuzun heyecanla beklediği yepyeni bir web sitemiz var! Busece’de “Hakkımda Birşeyler” bölümünü okumuşsunuzdur diye tahmin ediyorum. Büyük iki bankanın kurumiçi iletişim birimlerini kurarak, geliştirmek adına uzun yıllar çalışmalar yaptım. Amacım çalışma hayatının dışındaki dünyayı içeriye alarak çalışma hayatı ile sosyal hayat arasında bir köprü görevi görmekti. Güzel de işler çıkartık ekibimle… Yaptığımız etkinliklerden biri de seminerler düzenleyerek çalışanlarımızı her konuda bilinçlendirmekti ve yüze yakın organizasyonun her adımının başındaydım o zamanlar… Şimdi ise, ben iş hayatımda yaşadığım tecrübelerimi ve beklentilerimi masaya koydum.…

Devamı...

Pera Palace’ın gizem dolu odalarında kızımın hayallerine yürürken…

Hepimizin ölmeden evvel yapacaklarımız üzerine bir listesi var ya… Kızımınki de yavaş yavaş oluşuyor. Ve uzun bir süredir listenin ilk sırasında yer alan tek bir şey var ki işte o da bu yazının konusu… Beren, serisinin dördüncüsüne geldiği Delal Arya’nın Pera Günlükleri isimli polisiye bir çocuk romanı okuyor. Bu romanla birlikte de Pera Palace’a gidip Agatha Christie’nin odasını görmek en büyük hayali oldu… İlk önceleri şöyle bir sohbet geçiyordu aramızda: “Anne, Pera Palace diye bir otel var mı?” “Var, Berencim…” “Orada Agatha Christie’nin bir odası varsa ne yapıp edip bir…

Devamı...

Balat’ı bu hafta sonu çekin içinize…

Balat’ta kaybolmak lazım… Sokaklarını umarsızca gezmek… Dokusuna dokunmak lazım… Bildik yerler zaten yerlerinde yıllardır, onları çoktan gezmişsinizdir diye tahmin ediyorum; kiliseleri, sinegogları, patrikhanesi, meşhur meyhanesi… Balat’taydım yine geçenlerde… Arada adımlarım sokaklarını… Seviyorum çünkü yeni simalarla merhabalaşmayı… Sokak aralarında oynayan çocuklardan ayağıma seken topa vurmayı… Cumbalı evlerinde camdan cama dedikodu yapan ablalara gülümsemeyi, kapısında oya işleyen teyzeyi fotoğraflamayı… Bazen soluklanmak istiyor insan… Gördüklerini sindirmek ve o anda bile karşınıza çılgın bir yer çıkabiliyor Balat sokaklarında… Mesela ‘Derviş Baba’ Deliler, Abdallar, Meczuplar, Aşıklar Kahvehanesi’ni duydunuz mu hiç? Aslında uzun zamandır hizmet veriyormuş… Farkı…

Devamı...