Kutsal gölü ile Pushkar…

Kutsal gölü ile Pushkar...

Yine bir tren yolculuğu… Hindistan’da trenle seyahat konusunda usta oldum. Sabah 04.45 kalkış, 05.30 hostelden çıkış… 07.30’ta hareketle yaklaşık 3 saatlik nispeten kısa bir yolculuğumuz var. Gittikçe bindiğimiz trenlerin konforu azalsa da bu seferki bir başka… Kapısı, penceresi açılabiliyor mesela, buna da şükür️ 🙂 Ve en sevdiğim… Rüzgar… Giden trenin kapısından sarkıp yüzümü yaladıkça benim gözlerimde yine çiçekler açıyor…

Tren Ajmer’e kadar gidiyor. İstasyonlarda sigara içilmiyor, içenlere de baya kızıyorlar. Raylara inip temizlik yapan insanlar dikkatimi çekiyor… Ajmer’in manzara tepesinin haricinde gezilecek pek de önemli bir yeri olmadığını öğreniyoruz. Ha unutmadan… Tren garında duvarda gördüğüm çizim beni güldürdü sabah sabah… “Green India Clean India / Yeşil Hindistan Temiz Hindistan”… Yorum sizin 🙂 Ajmer’den Pushkar’a geçmekse taksi ile yaklaşık 40 dakika sürüyor. Gidiş geliş bir dağ yolu… Yolda korna çalan olmaması ilginç… Şaşırdığım şeyler de değişti burada…Kutsal gölü ile Pushkar...

Pushkar’a kaldığımız hosteli Amerika’da kaldığımız yol kenarı motellere benzettim. Hatta orada kaldığımız otellerin bazından da daha iyiydi diyebilirim. En azından odaların dışındaki alanda bir tutam da olsa yeşillik var burada… Oradaki gibi yine odalar bahçeye açılıyor, kapının önünde oturabiliyoruz…  Ha bi de inanmayacaksınız, odada tuvalet var! Ve çarşının göbeğindeyiz… Daha ne isterim 🙂

Birkaç gündür ciddi bir soğuk algınlığı geçiriyorum. Fena yakaladı hastalık ve her gün ağırlaşıyor Ayaklarım mı yürüyor ben mi direniyorum bilmem ama… sıcak, ter, bir de üzerine klimadan soğuk derken beni çok yordu amaaa ben ondan daha inatçıyım 🙂

Pushkar’ın merkezi bir gölün etrafına konumlanmış… Etrafı da Ghat’lar (kutsal banyolar) ve çarşıyla çevrili… Yolculuk, hostele yerleşme derken hala kahvaltı yapmadığımızdan hemen göl kenarında harika bir manzarası olan bir cafeye atıyoruz kendimizi… İşte böyle bir yerdeyiz… Birçok yerde olduğu gibi burada da siparişlerin hepsi birarada değil… Kiminki önce hazırlanırsa onunki önce gelir mantığı işliyor yine…

Pushkar da bir durak Varanasi gibi… Göl kutsal… İnanışa göre Tanrı Brahma, gökyüzünden bir lotus çiçeği bırakmış ve bu çiçeğin düştüğü yerden sılar fışkırarak Pushkar Gölü’nü oluşturmuş. Brahma başlangıçları temsil ettiği için, yeni evlenen, yeni çocukları olanlar buraya geliyor…

Kahvaltı sonrası ilk durak Brahma Tapınağı…  Tapınak çarşının neredeyse bitim noktasında… Dik merdivenli girişinde görevliler sizi karşılıyor. Fotoğraf makinelerimizi almıyorlar içeri.  Emanet için kendi yerleri de olmayınca çarşı içinde bunun ticaretini yapan esnafa yönleniyoruz tabii… Ayakkabıları ve makinelerimizi esnafa! daha doğrusu Allah’a emanet edip tapınağı geçiyoruz. Bildiğiniz gibi Hindistan’ın her yerinde çeşitli Tanrılarına adanmış bir çok tapınak var. Ancak Brahma Tapınağı ise tek… Bu nedenle de Tapınak oldukça kalabalık… Öğle saatlerinde girişe izin vermediklerinden kapıda bekleyen kalabalıkla biz de aynı zamanda tapınağa giriyoruz. Öyle büyük bir tapınak değil, içerisi temiz ve manevi önemi nedeniyle çok kalabalık! İnananlar şeker, pirinç getiriyor… Getirdikleri de oradaki rahiplerce hemen kutsanıyor ve sonraki gelenlere transfer ediliyor. Bu sayede karma yaratıldığına inanılıyor.

Kutsal gölü ile Pushkar...

Tapınak sonrası çarşıya dalıyoruz tabii… Hindistan’da gezdiğim 10 şehir içerisinde alışveriş için en güzel iki yerden biri burası… Herşey İstanbul’a göre çok uygun… Ganesh Festivali‘nin son günü olduğundan yollarda ara ara kutlamalara rastlıyoruz. Hiç kesilmeyen bir kutlama, festival durumundalar zaten… Sokakların durumuna gelecek olursak… Dediğim gibi pislik kavramı kişiden kişiye değişir gerçi ama… Pushkar’ın insan seline ek olarak, inekler de neredeyse insanların yarısı kadar var sokaklarda… Durum böyle olunca ortalık bol kakalı… Kaka gani olunca da kara sinekler bir kahverengi kümbetlerin üzerine konuyor, bir bizim üzerimize… “Dostum konma!” desek de nafile… Konuyorlar işte… Ben rahatsız oldum mu? Olmadım… Ama herkes olmaz mı, orasını bilemem…

Kutsal gölü ile Pushkar...

Kutsal gölü ile Pushkar...Göl kenarına doğru inerken bir müzik sesi bizi kendine çekti. Eğitmen İsrailli kadına bir vurmalı çalgının nasıl çalınacağını öğretiyordu. Hemen yanlarına gittik, bir baktık Hintli kadınlar da onların müziği eşliğinde dans ediyorlar, hemen karıştık aralarına 🙂 Dans eden kadınlar gittikten sonra adamla sohbete durduk. Radiohead dinliyormuş amca, Galata’ya gelmiş müzik ve yoga festivali için… Türkiye’den geldiğimizi öğrenince gözlerinin için güldü… Sohbette öğrendim ki, birçok insan buraya özellikle sanat eğitimi almak için geliyor ve bir süre burada kalıyormuş. Minyatür, enstrüman öğrenmek isteyenler, takı tasarımı konusunda ilerlemeye hep Pushkar’a gelirmiş…

Sonra az ileride yaşlı bir kadın gözüme çarptı. Biz muhabbet ederken o da iki metrekarelik bir alanda günlük ritüelini gerçekleştiriyordu. Kadın minik taştan Tanrısını giydiriyor, yanına çiçek koyuyor, kovasından pis bir su ile taşları temizliyor ve bunu defalarca kere tekrarlıyordu. O bitmeyen ritüelini izlerken fark ettiğimse; bizim batıl dediğimiz şeylerin onlar için ritüel olması… Hindistan’da güneşi görmeden hiçbir şey yapmayan, sabah duşunu almadan yemek yemeyen insanlar var. 04.00-04.30 gibi kalkıyorlar. Günlük ritüellerini yapıyorlar, duş, kahvaltı, çocuğu varsa okula bırakıp sonra dükkanını açıyor. İşe gitmek için erken kalkmıyorlar, kendi ritüelleri için kalkıyorlar bu kadar erken saatlerde… İşte o bahsettiğim anların görüntüsü de burada…

Öğlen gizli bir pasajda harika bir sebze yemeği yedik. Honey&Spice bir aile işletmesi… Anlık olarak hazırladıkları çeşit çeşit sebze kaseleri var. Kocaman kaseler içinde yarım bırakacağınız kadar sebzeyi birarada sunuyorlar önünüze… Giderseniz mutlaka deneyim derim 🙂

Akşama kadar çarşıyı altüst ettik arkadaşımla… Kınalar, çantalar, takılar, şallar… Herşey alışveriş üzerine burada… Gün karardığında çarşı iyice canlandı, dükkanlar renklendi… Bir baktım çırılçıplak bir amca motorsiklet kullanıyor. Şaşırıyor muyuz? Hayır tabii ki… Hindistan burası, herşey normal…

Kutsal gölü ile Pushkar...

Hostel dedim ya çarşının göbeğinde… Öyle olunca ne aldıysak hemen odaya atabiliyoruz… Bu da bizim lüksümüz olsun 🙂

Kutsal gölü ile Pushkar...

Kutsal gölü ile Pushkar...Sabahın erken saatlerinde yaklaşık 3 km mesafede olan Savitri Tapınağı’na doğru yürüyüşe başlıyoruz. Belli bir yere kadar yürüdükten sonra tapınağa ulaşmak için yaklaşık 1 km dağa merdivenle tırmanmak gerekiyor. İkinci alternatifse teleferik… Teleferikleri çok seven biri olarak elbette oyum teleferikten yana oluyor… Şehir ve göl manzarası eşliğinde kısa bir yolculuk ama değer… Küçük bir an da işte burada… Brahma, ilk karısı Savitri’ye adamış burayı… Mitolojiye göre, Brahma, Pushkar Gölü’nde kutsal banyo almaya gelmiş; ancak eşi Savitri buna zamanında yetişememiş. Brahma’da, Gayatri adında bir kızın yardımıyla töreni tamamlamış. Bunun neticesinde de Brahma Gayatri’yi ikinci eş olarak almış. İlk eşi Savitri de buna çok içerlemiş tabii… Tepeye çıkıp kendini bu tapınağa kapatmış. Brahma, her zaman önce Savitri’ye sonra Gayatri’ye ibadet edeceği sözü ile barış sağlanmış mış… Bir de diyorlar ki, Savitri aile kavramına çok önem verdiğinden Brahma’yı lanetlemiş bu nedenle de tek tapınağı varmış… Efsaneler… Efsaneler…  Tapınağın kendisi benim için biraz hüsran olsa da… Değişik bir tecrübe… Gittiğimizde bizi maymunlar karşılıyor. Tapınak dedikleri yer de tam bir betonarme gecekondunun camsız hali… İçinde de dışında da ayakkabı giyilmiyor. Ama ne için anlamış değilim… Yerler yemek atıklarından ve muz atıklarından kaygan… o derece yani… Vardır bi bildikleri deyip, manzaranın tadını çıkarıyorum her zaman olduğu gibi…

 

 

 

 

Kutsal gölü ile Pushkar...

 

Akşamüstü yolculuk var… Biz de tüm öğlenimizi yine Pushkar çarşısında geçiriyoruz. Meşhur falafellerinden yiyip, esnafla muhabbet halindeyim. Burada bir de şöyle bir adet var. Rahipler, tepside zerdeçal, kırmızı havuç ve chili den yaptıkları boya, çiçekleri göle atıyorlar ve kırmızı ipleri takıp kutsuyorlar insanları… Ve her tarafta bu işi ticarete dökmüş rahip ve sahte rahipler! olduğundan gelip kutsanmak isteyip istemediğinizi soruyorlar, oldukça rahatsız  edilebileceğiniz sıklıkta… Eğer bu sorulara maruz kalmak istemiyorsanız bizim yaptığımız gibi daha şehre girmeden evvel bileklerimize sözde kutsanılmışlık emaresi olan kırmızı iplerden takabilirsiniz… Ehehee 🙂 Bu sayede bir tanesi bile bize yaklaşmadı…

Yine bir tren yolculuğu bizi bekler… Önce Ajmer’e gideceğiz taksiyle yine… Sonra trenimiz 16.20’de… Akşam geç saatlerde Udaipur’da olmayı planlıyoruz…  Biz ara duraktan bindiğimizden hali hazırda uzun süredir trende olan yolcular var… Pırtlayan insanlar mı ararsınız, perde olmadığından durup bizi seyredenler mi… Biz de uyduk onlara kalan falafellerimizi çıkarıp afiyetle yedik… Her yer kokuyor zaten, bi de bizimki eklensin bari 🙂 İnmeye yakın görevli bir baktık, sırtımızdan yastıklarımızı çekiştiriyor. Götürürüz falan ne me lazım 🙂

Yürüme: 12,5 km.

Bu yazı ilginizi çektiyse bunları da okumak isteyebilirsiniz;

Facebooktwittergoogle_pluslinkedin

Benzer yazılar

Yorum Yapın

*