Pembe Işıltı… Jaipur…

Pembe Işıltı... Jaipur...

Pembe Işıltı... Jaipur...Kendini çevreleyen surlar arasındaki Pembemsi Şehir Jaipur… Tarihi doku yüzyıllar boyunca bu kadar mı güzel korunur! Sanki film setinde geziniyormuşuz hissiyle dolu, kendine hayran bırakıyor Jaipur… Sabah Agra’da Tac Mahal’in büyüsü ile güne merhaba dedikten sonra, Jaipur için yola çıktığımızda yol üzerinde bir başka su kuyusu olan Baori At Abhaneri‘ye girdik. Delhi’de gezdiğimiz Agresen ki Baori’den sonra burası da bir başka bir güzellikti. Ben bu baorileri pek sevdim 🙂 Çok mistik bir hissi var bence… Delhi’de gezdiğimizde de benzer hisler yaşamıştım, burada da benzeri oldu. Zamansızlığı, aşkı, yokluğu, gücü, sanatı… var olmayı… Sonsuzluk, ölümsüzlük hissini… Ve yine insanlar ertafımızdan ayrılmıyor. Kaldı ki onlar da ülkenin yerel turistleri ama mekandan çok biz daha ilginciz onlar için 🙂 Dışarıda da hayatın gerçekleri devam ediyor tabii… Geçim kaygısı, dolayısıyla hediyelik eşyacıların ürün satma çabaları…

Gün daha karanlıkken başlayan uzun günün sonunda Jaipur’dayız… Şehir daha adımımızı attığımızda içine çekiyor beni… Bir film setindeyim sanki… Boşuna Pinky City demiyorlar, yapılarından havasına herşey toz pembe… Evet havasına; çünkü pembe şehir denmesinin bir nedeni de gün batarken gökyüzünün büründüğü harika rengi… 1876’da Galler kraliyeti ziyarete gelmeden önce Hindu halkı tarafından misafirliği sembolize eden penbme renk ile şehir donatılmış, sonrasında çıkarılan bir yasa ile binalar pembe/turuncu yapılmaya devam etmiş. Bu sebeple şehirde yavru ağzına kaçan bu renk tonu sıkça görülüyor.  Ha bu arada benim de yeni öğrendiğim küçük bir bilgi de, Pur şehir demekmiş. Singapur, Kuala Lumpur, Jaipur gibi… Bana ilginç geldi 🙂

Burada kaldığımız Zostel Jaipur şehrin tam göbeğinde… En popüler caddelerinden birinin neredeyse üzerinde… Merdivenlerinde yatan köpeği, keyifli açık ve kapalı dinlenme alanları ile oldukça keyifli bir yer… Kocaman bir mutfağı var. Yol boyunca soğuk-sıcak farklılıklarına pek dayanamayan ben ateşlenince bu mutfakta kendime zencefil kür hazırlamam için de gerekli mutfak gereçlerini de bulmam zor olmadı. Sosyalleşme bölümünde müzik aletleri, sürekli müzik, kitap, kutu oyunları gibi zaman geçirebileceğimiz bir çok şey var.

Sabahın erken saatlerinde tuktuğumuz bizi kapıda bekliyor. Burada tuktukçular mavi bir gömlek giymek zorundalar. Her ne kadar zorunlu deseler de kontrol noktalarını biliyorlar ve orayı geçtiklerinde hemen çıkarıveriyor çakallar 🙂  Tuktukçu yolculuk sırasında “Free Massage-Bedava masaj” diyor çukurlara; bu da ciğerimiz ağzımıza gelirken bizim züğürt avuntumuz oluyor tabii 🙂

Pembe Işıltı... Jaipur...İlk durak Amber Ford (Amber Kalesi) Buraya kadar olan yol boyunca kalenin surları bizi takip ediyor. O kadar büyük bir alanı kapsıyor ki… Çin Seddinden sonra en uzun set olarak geçtiği söyleniyor, gerisini siz düşünün… Kalenin ziyarete açık olan bölümü tepede yer alıyor. İnsanlar zamanında buraya fillerle çıkıyorlarmış. Günümüze gelindiğinde turistler de bu geleneği bahane edip kaleye fillerle çıkıyorlar. Turistler fillerin tepesinde mutlu, fil sahipleri ceplerini doldurdukları için mutlu… Filler yüzleri gözleri sirk şarlatanları gibi o sıcakta sırtlarında kilolarca yükle tırmanmaktan mutsuz olunca elbette ki biz yürüyerek çıkan azınlıklar arasında kendimizi bulduk… Onları boyamak istersen ekstra para karşılığı bunu da sağlıyorlar, yeter ki parayı koklat adamlara… Bu tırmanan filler hep dişiymiş bu arada, erkekleri eğitemiyorlarmış… En büyük fil türlerinin Hindistan’da olduğu nu söylüyorlar ayrıca… He bu arada öğeden sonra kaleye gelirseniz fillerle çıkılamıyor. Haksızlık etmeyeyim çok insaflılar, öğleden sonra filler için çok sıcak oluyormuş… Walla zamanında belli ki birkaçı yolda kalmıştır. Yoksa bu paragözler dükkan kapanana kadar taşıtırlar hayvancıklara…

Çok sıcak bir günü yaşıyoruz bugün… Kalenin içi oldukça güzel olmasına karşılık sürekli gölge kolluyoruz, çünkü her yanımızdan su damlıyor. İçeride aynalarla ilüzyonlar, duvar resimlerinin harikalığı, yazlık mekanların hava akımlarına göre planlaması, kalenin içinde tek alkol sunulabilen tapınağın olması, Shiva’nın şeytanı ayağıyla ezdiğine dair olan betimlemesi ise en çok aklımda kalanlar… Mermerler Unesco korumasında olduğu söyleniyor. İçbükey ve dışbükey yapıların eşanlı kullanılmasıyla odaları aydınlatan mumların yansımaları harika bir boyut kazanıyor. Ha unutmadan Jaipur kralı hala yaşıyor ve 22 yaşındaymış… Magazinden de pek inmiyormuş, moda haftalarına falan gidiyor Avrupa’da pek popüler bir manken abimiz…

Kaleyi gezerken yine yerel bir rehberden destek aldık… O kadar tatlı bir adamdı ki… Bize veda ederken şöyle dedi… Biz afalladık, belki bizim gibi sizi de düşündürür… “Ayrılırız, kavuşuruz… Sonra yeniden ayrılırız, kavuşuruz… Kavuşup ayrılmak hayatın ta kendisiyken, ayrılıp kavuşmak yaşam döngüsünde bir umuttur.”

Çıkışta ciddi bir yağmur başladı. Malum musonlar… Az önce göğsümüzden terden su damlarken, şimdi yağmur tuktuğun rüzgarıyla birleşince ciğerime işliyor. Zaten ateşim vardı, şahdım şahbaz olacağım!

Pembe Işıltı... Jaipur...Doğal boyalar kullanılarak çeşitli ipek dokumalara ev sahipliği yapan bir tekstil atölyesini ziyaret ettik sonra… Kırmızılar biberden, yeşiller ıspanaktan rengini alıyormuş desem siz de şaşırır mısınız? Boyandıktan sonra iki gün kurtuluyor, sonra da tuzlu suda bekletiliyormuş bir daha çıkmasın diye… Giyim ürünleri, masa örtüleri, şallar… Aklınıza gelen birçok kumaş ürün üzerine baskının en kaliteli hali bu atölyede yapılıyor… Fiyatların ucuz olduğunu söyleyemeyeceğim ama kime göre değil mi?

Bir de fil çiftliği ziyaretimiz oldu. Sevinsem mi üzülsem mi yine bilemedim. İlk defa bir file sarılmanın bana verdiği mutluluk dışında, ben bağlı hayvan görmeye dayanamıyorum. Onun için burası ile söyleyecek çok şeyim yok…

Şehre dönerken gördüğümüz Jal Mahal (Su Sarayı) ise gerçekten çok ilginçti… Kraliçe keyfi için su içinde bir sarayı olmasını istiyor ve sonuç inşa ettiriliyor tabii… Yahu nasıl bir lüks yaşam, ol deniyor oluyor. Gel de şımarma 🙂 Bu görünenin aksine denizin altındaki görünmeyen tarafta dört kat daha varmış  bir de 🙂

 

 

 

Pembe Işıltı... Jaipur...

Eveettt… Bu anlattıklarım ile günün daha yarısını tamamladıktan sonra…. Akşamüstü geçireceğimiz 2 saat için harika bir planımız var. “Hindistan’a gelmişsin bir bollywood filmi izlemeden mi döndün?” demezler mi sonra bana 🙂 Amanınn sakın haa… ne yaparım sonra…

Pembe Işıltı... Jaipur...

Pembe Işıltı... Jaipur...Şaka bir yana… Raj Mandir, bir Bollywood filmi izlemek için en doğru yer olabilir. Bir gün evvelden biletlerimizi aldık internetten…  Çok da ne izleyeceğimizi bilmeden gittik aslında… Adı, Chhichhore ve inanmazsınız imdb puanı 8.9 olması tek dayanak noktamızdı! Ve hiç ama hiç böyle bir yer beklemiyordum. Süreyya Operası gibi bir yer, biraz daha da büyüğü hatta… Muhteşem bir lobi, içerisi renk değiştiren ışıklarla bezenmiş tarihi dokusu… Geriye yatan rahat koltuklar, film başlarken ve antraktta ekrana inen kırmızı perdesi… Allahım, masal diyarı gibi burası için… Ve bunlar yetmiyor gibi asıl konu film sırasında yaşananlar… Sanki sinemada değil de tribündeydik. İnsanlar filmi alkışlar, ıslıklar, yuhlamalar, kahkahalar arasında yaşıyorlar. İzlemiyorlar, yaşıyorlar gerçekten… Sanki filmin bir rolünü onlara vermişler de, ekrana doğru haykırarak söyledikleri herhangi bir şey filmin konusunu değiştirecek sanki… 🙂 Ne anladınız derseniz anladık walla… Biraz Hintçe, biraz İngilizce konuşuyorlar filmde… Ve filmi mi insanları mı izleyeyim bilemediğimden su gibi geçti saatler diyebilirim… Olağanüstü bir deneyimdi… Bütün yorgunluğumu emdi, gitti walla…

Pembe Işıltı... Jaipur...Akşama buranın en lüks gece klübüne gitmek üzere bir planımız var. İstikamet; Club Trove… Ödevler veriliyor, öyle salaş giyinirsek giremezmişiz… Giriş 3.000 rupi, bizim paramızla yaklaşık 300TL… E sırtçantalı gezgin olunca öyle bir paramız yok tabii… Ne yapıyoruz, araya hostelin işletmecisini koyup tanıdık opsiyonundan faydalanıp bedava giriyoruz tabii… Tek siyah elbisemi giyiyorum.  O da etekten bozma… Etekleri bazen etek bazen elbise olarak kullanıyorum. Kısa boyun avantajları 🙂 Giderken ayağıma giyecek iki şey almıştım biri yürüyüş sandaleti öbürü de siyah parmak arası plastik terlikler… Siyah olunca da en iyi alternatif bu deniz terlikleri oluyor 🙂 Taksiyle gidiyoruz gece kulübüne bize eşlik eden hostlimizin resepsiyonisti Sanchi ile birlikte… Araçtan aynı anda inip hızlıca klübe giriş yapmamız söyleniyor, kaldırımda oyalanmak riskliymiş… Girişte bizi süzen kız durumdan pek de memnun değil… Hem para vermeden gireceğiz hem de ona göre (!) sanırım pek de uygun değiliz 🙂 ehehee… İçerisi tam bir cadı kazanı… Yanar söner ışıklar, 80’lerin disko müzikleri ile mix edilen hint müzikleri ortaya karışık sunuluyor… O sıcakta kazakla gezinenler mi ararsın yoksa bundan 15 yıl öncesine ait topuklularla gezinirken kendini moda ikonu sanan kızcağızlar mı ya da trans arkadaşlar mı… Dar paça modasını kendilerine uyduran erkeklerin biz dans ederken etrafımızda çember oluşturmasını mı yoksa… Oysa Sanchi pistte bize, ben ne yaparsam onu taklit edin dedi, biz de onun yaptıklarını yapıp eğleniyorduk sadece… Ama sonuç “harika dans ediyorsunuz” a döndü… İyi bir şeyler yapmak için sadece eğlenmek yetiyor işte 🙂 Sonuçta Jaipur gecelerinden iki Türk geçti ve evet onlar o gece çok eğlendiler!

Jaipur’daki yeni sabahta bugün yürüyerek şehri keşfedeceğiz. İlk durak Jantar Mantar… Astroloji meraklıları için önemli bir nokta burası. 1724’te ilk gözlemevi kuruluyor, 4 yıl sonra da burası… Aletler hala kullanılabilir durumdalar. Astroloji Hindistan için çok önemli bir konu… Hayatlarındaki birçok önemli olayı yıldızların konumuna göre planlıyorlar. Belli dönemlerde evlilik yapmıyorlar mesela… Biriyle evlenmeye karar verirlerse evlilik için genel geçer uygun dönem içindeki hangi tarihin onlar için daha uygun tarih olduğuna baktırıp ona göre düğün tarihlerini belirliyorlar. Bununla da bitmiyor, çocuk yapacakları tarihten hayatlarını etkiliyecek birçok önemli olaya kadar hep yıldızlardan destek alıyorlar. Ve bunu olmazsa olmaz görüyorlar…

Pembe Işıltı... Jaipur...

Deli gibi sıcak bir günü daha yaşıyoruz. Jantar Mantar’da da her yer beton olduğundan sıcaklık zaten 45 derece hissedilen 55 herhalde… Aman Tanrım, delirmemek içten değil… Ben ki sıcak severim, bittim gerçekten… Derken Isar Lat (Victory Tower)‘a çıkmaya karar verdik. Ay ne iyi etmişiz… Kuleye tırmanmak için dar bir koridordan epey bir basamak tırmandık ama değdi… 360 derece şehri tepeden görmek mi, hafif esen rüzgarı yüzümde hissetmek mi bilmem ama harikaydı…

Pembe Işıltı... Jaipur...

Öğleden sonra gerçek taşlar alabileceğimiz bir dükkana gidiyoruz. Küçük bir dükkan olmasına karşılık birbirinden değerli taşlar oldukça da uygun fiyatlarla önümüze seriliyor. Ben ki taştan pek anlamam, beni bile büyülendiğimi söyleyebilirim. Kendim için beyaz bir kuvartz, mavi lapis, sarı kehribar, aytaşıve kristal taşı almaktan kendimi alıkoyamadım. Meğer dükkan da adamların evinin ön cephesiymiş. Tuvalalete girebileceğimiz bir yer olup olmadığını sorduğumuzda dükkanın içeriye açılan kapısını gösterdiler. Kapıdan çıkınca bir avluya çıktım, ayakakabıyla o avluya girilmiyormuş. Oradaki terliği giymem gösteriliyor. Birkaç nesil aile birarada yaşıyorlar. Tuvaletleri de bu avluya açılıyor. Ayakkabıyla gezinemem, avlunun evin içi olduğunu düşününce, tuvaletin de hijyenik olmasını bekliyor insan… Hijyen ve hindistan? Pardon, iki kelimeyi yanlış bir yerde yanyana kullandığımı unutuyorum bazen… Ev falan hak getire tuvalet gayet güzel pis kokuyordu normal olarak… Çıkışta Rajwada Restaurant‘ta thali yedik. Menüyle birlikte wifi şifresi de getiriyorlar ne güzel öyle değil mi?

Pembe Işıltı... Jaipur...

Gün karardıktan sonra bakır takılar almak için bir hana gittik. Handa aydınlatma yoktu ve bir adam bizi götürdü buraya… Cep telefonunun ışığı ile aydınlattığı merdivenlerde ilerlerken Esma’ya dedim “Biz neredeyiz yahu?”… Kesseler, cesedimizi bulamazlar… Pislik içinde bir yer, çiş kokuyor, bakırcının arka tarafındaki üretim yerinde gencecik çocuklar minik minik plastikleri yontup kalıp çıkartma derdindeler… Yüzlerce bakır işin keyif tarafı deyip başka bir gözle bulunduğum duruma baktığımda bugün ben buradayken dünyanın başka bir yerinde bu çocuklar hayata tutunmak için zor şartlarda çalışmaya devam etmek zorunda…

Pembe Işıltı... Jaipur...

Tattoo Cafe Jaipur’da en sevdiğim mola yeri oldu… Kaldığımız 3 gecenin tamamını burada tamamladım. Cafe Hawa Mahal‘in (Rüzgarlar Sarayı) tam karışısında… Dar girişli bir binanın en üst katında bulunuyor. Girişi öyle havalı bir yer değil ama… Çatısındaki açık alanından Hawa Mahal’in en güzel fotoğraflarını çekebileceğiniz yegane yer diyebilirim. Yemekleri gayet Türk damak tadında, Nutella’lı waffle ise harika! Ateşli olmama rağmen her gece dondurmalı, çikolatalı waffle’ı için koşa koşa geldim walla… Sahibi Hintli galiba ama belli ki Avrupa ve Amerika’yı görmüş bir motorsikletçi… Mutlaka buraya gitmelisiniz… Ve Hindistan’da en sevdiklerimden… Gün batımında gökyüzünde salınan uçurtmaları izlemek için de harika bir konumda…

Pembe Işıltı... Jaipur...Hawa Mahal’e gelince… Jaipur sembolik olarak hala varlığını sürdüren mihracelerin şehri olarak geçiyor. Mihraceler, racalardan daha yetkili insanlar… Racalar ise büyük toprak sahiplerine hatta bölgenin kralı denecek insanlara karşılık gelen rütbe… Hawa Mahal  ise 1799’de Maharaca Pratap Sing tarafından yaptırılmış. Mimari üslubunda İran ezgileri görülmekte… Ana malzemesi ise kum taşı. Halk içine çıkması yasak olan kraliyet kadınlarının, halk arasında görülmeksizin sokaklarda günlük olayları ve törenleri izlemeleri için yapılmış Hawa Mahal… 953 camı varmış ve sanki kartondan yapılmış bir gerçekliğin içindeymişim hissini yarattı bana…

Yarın Muharrem kutlamaları var… Hawa Mahal’in olduğu bu cadde ulaşıma kapatılacağı gibi bütün dükkanlar da kapalı olacak… Bu nedenle alışveriş için son gündü bugün.. Giyim almak için buranın ideal olduğu söyleniyor. Ama şöyle bir sorun var. Öyle askıda pek ürün olmadığından ne alabileceğinizi hayal edemiyorsunuz. Dükkanlarda ürünler hep paketli… Siz rengi veya nasıl birşey istediğinizi söylüyorsunuz ya da şunu aç diyorsunuz, onlar da üşenmeyip tek tek paketlerinden çıkarıp gösteriyorlar. Bir sürü etek, elbise aldığım nokta da burası oldu… Kalite orta karar ama fiyatlar olabildiğince uygun… Yarın ilginç bir gün olacak…

Muharrem festivalini bahane edip Monkey Temple (Maymun Tapınağı)‘nı bugüne bıraktık… Tuktuklarla harika bir orman içi yolundan gittik tapınağa… Herşey parayla burada… Eğer fotoğraf çekmek istiyorsan her makine için ayrı ücret ödemelisin… Yoksa adam peşine düşüp seni takip ediyor. Küçük bir kasaba kurmuşlar aslında… İçinde birçok tapınak var. Her tapınağa girmek de ayrıca para… Sömürü, sömürü, yine sömürü anlayacağınız… Dinin kullanılıp maddeyle buluşturulması her yerde… Neyse, her taraf maymun tabii.. Onlar bile şımarmışlar… Eğer beslemek istiyorsanuz ya kuruyemişinizi yanınızda götüreceksiniz ya da girişten alacaksınız. Ama kuruyemişlerde bile seçiciler, sevdikleri var sevmedikleri var hasbamların, muzları açıp yarım bırakıp gidiyorlar… İnsanlarsa maymunlardan, tabir uygunsa daha hayvan… Sözde kutsal hayvanlarından, tapınağın adı maymun tapınağı… Kadının biri maymuna tahta fırlatıyor, ne deyim… Kötü her yerde kötü… Tapınağın içinde havuzlar var ve insanlar bu havuzlara ki bizim standartımızda temiz olduğunu söyleyemeyeceğim girip arınıyorlar. Gezerken bir maymun çantamın ipiyle oynuyor sandım ki, yanılmışım. Meğer o yan cepteki şekerlerin peşindeymiş 🙂 Alıp kaçtı tabii… O anlar burada...  Birkaçı kavgaya tutuştu sonra, beni duvar yapıp üzerimden sekmekse kolayına geldi. Maymun işte!

Pembe Işıltı... Jaipur...Tuktuklarla geldiğimiz tapınağın dönüşünde şehre yürümeyi tercih ettik. O orman yolunu kullanmadık, köy yolundan döndük bu sefer… Şekil bozukluğu olan bir ineğe rastladık bir köy evinin önünde… Hayvanın haline acırken koşa koşa gelen adam eğer fotoğrafını çekmek istersek para karşılığı çekebileceğimizi söylemez mi… Gerçekten içim acıyor böyle durumlarda… İnsan olduğumdan utandığım anlardan… Sıcak, ter derken şehre vardık… Caddelerde deli gibi muharrem kutlamaları için hazırlıklar devam ediyor. Benim ateşim de iyice yükseldiğinden sıkma meyve suyu alıp hostele gidip dinlenmeyi tercih ettim. İyi de oldu…

Akşamüstü ortalık iyice hareketlendiğinde mekanımız Tattoo Cafe’ye geçtik… Kutlamaları tepeden izleyebileceğimiz en doğru mekan yine burasıydı… Güzel bir yemeğin ardına şarkılar, davullar, dev asa objelerin caddelerde geçit törenleri başladı. Güzelce yemeğimizi yiyip tepeden olan biten karmaşayı izlerken bir Hintli geldi yanıma… Kiminle burada olduğumu sordu. Kız arkadaşımla birlikte olduğumuzu öğrendiğinde, gece en azından 23.00’e kadar cafeden ayrılmamamızı tembihledi. Nedenini sorduğumda tek gezen kadınlar için dışarının şu an güvenli olmadığı söyledi. Biz de epey vakit geçirdik ama akşamüstü geldiğimizden artık yeter dönelim durumuna da geldik tabii… Hep biraz da kaşınıyorduk sanırım. Onlar aşağıda eğlenirken biz niye uzaktaydık öyle değil mi? Tamam mantıksız olabilir, yereli dinlemek lazımdı tamam biliyorum ama… Çıktık tabii… Davulların ritmine ayak uydurduk onlar gibi… Rengarenk sokaklar, ışıklar, ucuz düğün süsleri ile bezenmiş ikonlar… Her gün ayrı bir festival, ayrı bir cümbüş olduğunu gördükçe insanlara ne unutturulmaya çalışıyor demekten kendimi alamıyorum burada…

 

 

Pembe Işıltı... Jaipur...

Pembe Işıltı... Jaipur...Jaipur’dan gitmeden son eğlenceli nokta da, hazır bolca polisi bulmuşken br yurtdışı klasiğimi gerçekleştirip iki polisle fotoğraf çekmemiz oldu tabii… Amerikan polislerinden sonra çok da heybetli değiller ama onların da kendilerine göre bir karizmaları var tabii… Ellerindeki sopa mı? Evet onları baya baya insanlara vurmak için taşıyorlar! Yok merak etmeyin sağ salim hostele vardık biz… Sabahın erken saatlerinde yolculuk var; 04.45’te kalkış… Ah o saate kadar bir de uyuyabilsem…

 

Konaklama: Zustel Jaipur (Merkezi, odamız 4 kişilik ve temiz, tuvalet ve duş katlarda, sosyal alanları, mutfağı büyük ve keyifli)

Yürüme: 22 km.

Facebooktwittergoogle_pluslinkedin

Benzer yazılar

“Pembe Işıltı… Jaipur…” İçin 2 Yorum Var

  1. hulya

    sayende gitmeden bilgi yukluyorum zihnime .. namaste guzel insan ❤

    1. buse

      Ah bir git gel… sohbetlerimiz daha da renklenecek cancan 💛

Yorum Yapın

*