Haftasonu Kaçamağı için Kazdağları…

Güzel bir hafta sonu kaçamağı için bu seferki rotamız Kazdağları… Sabahın erken saatlerindekaz1 başlayan yolculuğumuzda ilk durağımız Balıkesir’de bir kır lokantasında kahvaltı. “Acaba kahvaltı veriyorlar mı?” diye endişeyle durduğumuz bu yer önce sobanın sıcaklığı, sonra da sundukları doyumluk kahvaltıyla bizi enfes bir sabaha “merhaba” dedirtti. Leziz yumurtası, acımadan sundukları tereyağı, çeşit çeşit peynirleri, parmağımızı ısırtan bal-kaymağı ve bitmeden yenisi gelen kızarmış ekmeği ile aklımızı orada bıraktı.

481718_10200792980249784_12725606_nAltınoluk, Küçükkuyu ve sonunda Yeşilyurt Köyü… Okları takiben de Çetmihan Butik Otel… Otele girdiğimiz daha o ilk anda yüzünüze çarpan atmosferi ile “2012’nin En İyi Butik Oteli seçilmesi gayet doğal” dedirtiyor. Sanki dün oradaymışsınızcasına sizi karşılayan samimi çalışanları, her noktası sanki ayrı ayrı düşünülmüş dinlenme mekanları, herbiri birbirinden farklı aksesuarlarla bezenmiş odaları, lobisi ve bahçesiyle “Burada anı doya doya yaşa!” diye seni çağırıyor sanki. Odamıza geldiğimizde ince ayrıntılarla bezenmiş hali ile etkilenmemek elde değil…

İlk durak Zeytinyağı Fabrikası ve Müzesi’ni ziyaret… Oradan da Adatepe’nin arnavut kaldırımlı sokakları arasında taş evlerin güzelliği ve sessizliğin sesini bozan ayak seslerimiz arasında Şubat ayında güneşin keyfini çıkarttık. Meydandaki köy kahvesinde büyük varilin içinde yanan dalların çıtırtısı eşliğinde içtiğimiz Türk kahvesi aldığımız keyif nedeniyle mi o kadar tatlıydı anlayamadım…

Yolumuz üzerinde oklarını gördüğümüz Zeus Altarı’nı da görmeden geçmeyelim dedik ama yürü yürü bir türlkaz2ü ulaşamadığımızdan bir noktadan dönmek durumunda kaldık. Otele doğru yolumuza devam ederken kırmızı ışıklarda gördüğümüz Kolibry Collection’a bir bakalım diye girip, evimizin antresine Hindistan’dan gelen tik ağacından bir şifonfer ve puf alıp, suratımızda koca bir gülümseme ile ayrıldık. Eeee buralara gelip de olmazsa olmazlar; zeytinyağı, sabun ve reçel alışverişimizi tamamladıktan sonra bu sefer de otelimizin olduğu Yeşilyurt Köyü’nü gezelim dedik. Adatepe’ye göre daha da güzelmiş diyebilirim. Temiz havası, Ege şivesi ile konuşan mutlu esnafıyla içimizi doldurduğumuz huzurla yine otelimizdeyiz.

Lobinin keyifli ambiansında sohpetin ardından akşam yemeği için özel ayrılmış restaurant bölümüne geçiyoruz yemyeşil bahçeden. Kapıda sizi isminizde karşılayan görevli masanızdaki şamdanları yakarak aydınlatıyor gecenizi… Sunumun zarifliği, yemeklerin şaşırtan uyumları, mekanın aydınlatması… herşey o kadar güzel ki ben bu kadar romantik bir yerde hiç yemek yemedim… ve evet, itiraf etmeliyim burada kendimi prenses gibi hissettim!

Sabah bahar dallarının arasında delice öten kuş sesleri… Meğer ne kadar özlemişiz bu cıvıltıları…Odanın camlarını sonuna kadar açtığımızda buna bir de yakınlarda akan derenin sesi de eklenince değme keyfimize…

Kahvaltının ardından bahçede güneşin tadına varmayı da ihmal etmemek lazım… Minik havuzdaki renk renk balıklar, üzerindeki köprüden her geçtiğimizde dudaklarını bize uzatıp “Hani yemeğim?” derlerken nasıl da sevimliler…

Terastan ne tarafa bakarsanız ayrı bir güzellik… Bir taraf orman, diğer taraf deniz, ileride akan dere… Göze mi hitap ediyor desem, çektiğimiz her nefesle burna mı desem bilemedim. Tek bildiğim buradan ayrılmak gerçekten zor oldu. Ve insana kendi kendine söz vermeye itiyor: “Buraya yine geleceğim!”.

Facebooktwittergoogle_pluslinkedintumblr
buse

buse

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*