Grand Slam Unvanlı 7 Kıtada 7 Ultra Maraton Koşucusu Alper Dalkılıç…

ALPER5

Bankada çalıştığım dönemlerde kurduğum Fotoğrafçılık Kulübü’nün çalışma grubundaydı Alper Dalkılıç. Belki bir çoğunuz ultra maraton koşucusu olarak tanıyor O’nu ama… O iyi bir bir sporcu olduğu kadar, fotoğrafçı, yakın zamana kadar iyi bir bankacı, yeni evli, doğa sever, hayvan sever, sosyal sorumluluk sahibi biri… Adı neden her yerde bağrılmıyor henüz bilmiyorum ama onunla yaptığım röportajı okuduğunuzda sizin de O’nunla gurur duymaktan kendinizi alamayacağınızı biliyorum.

Busece: Yıllarca kurumsal hayatla eşanlı olarak yürütmeye çalıştın spor hayatını. Şu an kendi yolunda emin adımlarla ilerlediğini keyifle takip ediyorum. Ama iyi ki o hayatı yaşamışız da böyle güzel arkadaşlıklar kurabilmişiz. Fotoğrafa ilgin devam ediyordur herhalde?

AD: Etmez mi… Hala makinem elimde yollardayım.

Busece: Yollarda mı çöllerde mi bilmem ama çılgın işlere imza attığın kesin :) 7 Kıtada 7 Ultra Maraton… Öncelikle ultra maraton diyoruz da nedir ultra maraton?

AD: 42,195 km uluslararası maraton mesafesi. Bu mesafenin üzerindeki her maraton ultra maraton olarak geçiyor.ALPER4 Güney Amerika’da Atacama Çölü, Asya’da Gobi Çölü, Afrika’da Sahra Çölü ve Antarktika’da aynı takvim yılı içinde 4 ultra maratonu tamamlayıp Grand Slam unvanını aldım. (Grand Slam; bir yıl içinde dört ayrı kıtada her biri 250 km uzunluğundaki ultra maratonun tamamlanması anlamına geliyor)

Busece: Super! Başka Türk var mı bu unvanı alabilen?

AD: Henüz yok. O yıla kadar 28 kişi bu unvanı alabilmişti. Bunlar arasında yer alan ilk Türk oldum. Tekrar denemek en büyük arzum (Gülümsüyor).

Busece: Bu bizim için de çok gurur verici… Peki 7 Kıtada 7 Ultra Maraton nasıl gelişti?

AD: 2012’de 4 ultra maratonu tamamladıktan sonra 2013 yılında da Avustralya, İzlanda, Kuzey Amerika’da Büyük Kanyon ile 7 Kıtada 7 Ultra Maraton Proje’mi tamamlamış oldum.

Busece: Muhteşem bir başarı… Tebrikler… Türkiye’de ultra maraton yapılıyor mu?

AD: Likya Yolu ve Kapadokya Ultra Maratonları var. Türkiye’dekiler yurt dışındakiler ile kıyaslandığında butik marotonlar oluyor. Elektrik ve duş var mesela (Gülümsüyor). Tek etaplı ultra maratonlar da oluyor. Kaçkar Dağları’nda ilkini Haziran ayında organize ettiğimiz Kaçkar Ultra Maratonu, 24 Eylül 2016 yılında 11 km-38 km-70 km olarak koşulacak. Kapadokya ve İznik’te de tek etaplı farklı mesafelerde yarışlar yapılıyor.

Busece: 7 Kitada 7 Ultra Maraton’da bu imkanlar tanınmıyor muydu?

AD: Organizasyon sadece sıcak su, içme suyu ve çadır veriyor. Akan su yok, elektrik yok. Bunun yanı sıra çok koordineler. Örneğin Avustralya koşusunda 10 günde 520 km kat ettik. Biz ilk 5 günün yemeklerini kendimiz taşıdık. 5. günün sonunda organizasyon kalan 5 günün yemeklerini bize teslim etti. Önceden tüm koşucuları doktor kontrolünden geçirdiler. Organizasyonun tamamından da bir doktor müdahale için hazır bulunuyordu.

Busece: Ben koşmadım ama Likya Yolu’nun 52 km sini yürüdüm. Çok keyifli bir yoldur ama Babadağ’ın zirvesine tırmanırken nefesimin kesildiğini hatırlıyorum. Bir de senin burayı koşarak çıktığını düşününce…

ALPER6AD: Zor tabii… Koşmanın yanı sıra 8-10 kg çanta, içinde 1 haftalık yiyeceğinle de birlikte… İşin kötüsü koşunun sonuna doğru yemekler azalsa da enerji düştüğü için o çantanın kilosu sanki hiç azalmıyor.

Busece: Yorucu gerçekten… Peki ne tür besinler yiyorsunuz?

AD: Ağırlık yapacak yiyecekleri taşıyamazsın zaten. Daha çok ekspres makarnalar, toz besinler tüketiyoruz. Yüksek kalorili gıdaları tercih etmek durumundayız.

Busece: Koşu sırasında ne gibi sağlık sorunları doğabiliyor?

AD: Mineral kaybı olduğundan elektrolit dengesini yitiriyorsun. Sıcak, sırtında ağır bir çanta… Burada bazı ikilemler yaşıyor insan. Az yemek yiyip yorgunluğa mı katlanayım, çok yemek yiyip onun verdiği ağırlığa mı… Doğru stratejileri kurmak her konuda olduğu gibi burada da önemli… Yüksek irtifa çıkışlarında oksijen azalıyor. Bu da nefeste sıkıntı yaşatıyor. Bilinç kayıpları, halüsinasyon görülebiliyor. Biz İstanbul şartlarında deniz seviyesinde yaşadığımızdan dağ tırmanışlarında irtifaya alışmak için belli bir planlamaya göre hareket edip aklimatizasyon yapmak durumundayız. Yoksa ödem, mide bulantısı, iştahsızlık oluyor. İştah yoksa mazot yok. Mazot yoksa koşmak zor… Hepsi birbirini tetikleyen şeyler.

Busece: Zor gerçekten. Peki bu dağ tırmanışlarında ilginç birşey yaşadınız mı?

AD: Muztagh-Ata Dağı’ndayız 7546 metre yüksekliğinde bir dağ burası. 4200 m deki ana kampta 10 gün duş almadan durduk. İrtifaya alışmak için 5500’e çıkıp iniyoruz. Hava patlayınca 6600 metrelerde inmek zorunda kalmıştık…

Busece: Grand Slam’dan bahsettin az önce. Bunun gibi farklı bir başarın var mı?

ALPER2AD: UTMB’de  46 saat içinde aralıksız 168 km’lik parkuru bitirmeyi gerektiren ultra maratonu tamamlamak gerekiyor. Ben de bu parkuru tamamlayanlar arasındayım. Sürem 39:49:33 saat, hedefim daha da kısa bitirebilmek.

Busece: Peki tüm bunları nasıl finanse ediyorsun? Her biri ayrı ve büyük maliyetlerdir diye tahmin ediyorum.

AD: Elbette benim için büyük maliyetli organizasyonlar. Örneğin Grand Slam unvanını aldığım koşulara Mitsubishi Electric sponsor olmuştu. Diğer üç çöl koşusunu da Finansbank sponsorluğunda gerçekleştirdim. Koşularımı TEMA yararına yaptım. Yapacaklar listem kabarık (Gülümsüyor). Bu nedenle sponsor görüşmelerim devam ediyor.

Busece: Biz de Mayıs ayında Amerika’ya gidip tarihi Route 66 yolunu baştan başa tamamlamayı planlıyoruz. Bu nedenle tüm kapıları çalıyorum bir süredir. Bu konuda önerilerin var mı bana?

AD: Ne acı ki ülkemizde ne yaptığından çok kiminle el sıkıştığın önemli. İnsanlar söz veriyorlar. O bunu yapar, seni destekler sözlerini çok duyacaksın. Ama o kişilere gittiğinde nedense yapamıyor oluyorlar genellikle… Bu nedenle yine iş sende. Kapıdan kovsalar camdan gir… Hayır da bir yanıt önemli olan evet ya da hayırı duyabilmek…

Busece: Kesinlikle… Kurumsal hayattan ayrıldıktan sonra zaman konusu biraz çözüme kavuşmuştur herhalde.

AD: Hem de nasıl… O zamanlar bir görüşmeye gideceğim zaman ya yemek saatine ya da iş çıkışına denk getirmeye çalışıyordum. Eee bu saat dilimleri görüşeceğim kişilerin de tatil saatleri olduğundan bir araya gelmek zor oluyordu. Ya da Cumartesi günü Amerika’daki koşudan dönüp jetlagi henüz üzerimden atmadan Pazartesi kravat boynumda, excel dosyaları arasında buluyordum kendimi. Fiziksel olarak da yormaya başlamıştı beni…

Busece: Peki bundan sonra neler yapmak istiyorsun?

AD: Kanada’da Yukon Nehri’ne gitmek istiyorum mesela. Üstünde malzemeler yer alan kızağı beline bağladığın iple çekerek koşuyu gerçekleştiriyorsun. Sponsor bulursam 2016 yılı Şubat ayında soğuk coğrafyada -50 derecede kızak çekerek 300 mil ilerlemek istiyorum. Ve tabii Everest… Zaman ve maliyet sağlandıktan sonra hepsi yapılabilir hedefler…

Busece: Tüm bu yaptıklarına baktığında koşmanın getirileri ne oldu sana?

AD: Kendimi görmemi, tanımamı sağladı en başta. Yaşamımda daha sabırlı olmaya başladım bu sayede. Sakin bir hayata çekti beni. Kuralları doğanın koyduğu bir ortamda onun kurallarını izlemelisin. Hava koşulları mesela. Şehir seni her zaman kollar ama doğa kendi kurallarını koyar.

Busece: Seni o kadar iyi anlıyorum ki. Tanzanya’da yaptığım safari sonrası “doğanın koyduğu kurallarla yaşamak” ile başlayan onlarca cümle kurmuşumdur herhalde. Biz de oradayken sana benzer ama farklı hisler yaşadık. İlk defa onlar bizim değil, biz onların doğasındaydık. Çadırın etrafında sırtlanlar gezinirken duygular bazen karışabiliyor :)

AD: Öyle tabii… Antarktika Ultra Maratonu’na giderken 2 gün gemi yolculuğu yaptık. Dev dalgalarla boğuşmak durumundaydı gemimiz… Gemiye basar basmaz ilk öğretilen can yeleklerini nasıl takacaksınız, güvenli çıkış noktaları nereler… Yemek yiyemedik doğru dürüst. Her gün büyük botlarla bizi karaya ulaştırıyorlar koşu için ama. İlk günler apartman yüksekliğinde dalgalarda boğuşan gemimizde yemek yerken çok zorlandık. Bir gün çadırlarda kaldık mesela. -30 dereceleri gördük o gece. ALPER1Sizin sırtlanlar gibi bizim de etrafımızda penguenler vardı o gece.

Busece: Ne kadar güzel… O kadar yakındınız desene…

AD: Penguenlere en fazla 3-4 metreye kadar yaklaşmanıza izin veriliyor. Ama herkes bu kurallara o kadar uyuyor ki siz penguenlere yaklaşmasanız da onlar size geliyorlar. Zarar vermeyeceğinize o kadar eminler. Her taraf balık kokuyor bu arada…

Busece: İnsanın kendi konfor alanından çıktığında durumu, hayata bakışı değişiyor gerçekten.

AD: İzlanda Ultra Maratonu’nda boyu 1,90’larda 100 kg civarında bir adam vardı koşucular arasında. Görünüşü heybetli insanlardan. Son gün yemeği kalmamış, o koca adam öyle kötü görünüyordu ki… Ertesi gün finişte ailesiyle gördüm onu. Bir gece öncesi sanki hiç yaşanmamış gibi, gururla başarısının fotoğraflarını gösteriyordu kızlarına. Duygulanmamak ne mümkün!

Busece: Sonunda bir yarış elbet ama önemli olan birinci olmaktan ziyade tamamlamak sanırım bu maratonları.

ALPER7AD: İnsanlar sadece birinci ve sonuncuyu hatırlarlar. Verilen sürelerde o kilometreyi tamamlamak asıl önemli olan. Mesela hatırlarım, son saniyelerde finishe ulaşan bir kadın olmuştu bir yarışta. Büyük alkışlarla karışılandı, herkes ona doğru koşup kimisi su getiriyordu, kimisi oturması için yer ayarlıyordu. Yarış bir tarafa yokluk anında ne yapabileceğini, sınırlarını nereye kadar zorladığını görüyorsun. Bir haftalık zorlu sürelerin sonunda zombi gibi oluyorsun. Yorgunluk bir taraftan, diğer taraftan pislik içindesin. Sen kirlisin, kıyafetler kirli. Koşarken öyle anlar geliyor ki “Bir daha koşmayacağım” diyorsun. Yarış bitiyor yarım saat geçmeden eşimi arayıp “En kısa zamanda seninle de gelelim” dediğimi biliyorum.

Busece: Çok yeni evlisiniz. Tebrikler tekrar… Eşin de senin gibi koşuyor mu?

AD: Çok teşekkürler… Elena da çok dayanıklı ve başarılı bir ultra maraton koşucusu. Koşu bizi biraraya getirdi… Birlikte yarışıyoruz, antrenmanlar yapıyoruz. Evimizi de ormana yakın bir yerde seçtik ki vakitten kazanalım.

Busece: Spor adına sadece koşu ile ilgilenmediğini biliyorum. Paraşüt mesela. Ben de bu yaz ilk defa tandem yamaç paraşütünü denedim.  Daha çok korkarım sanıyordum ama hiç de öyle olmadı.

AD: Yamaç paraşütü zordur aslında insanın kendini boşluğa bırakması, ne güzel korkmadıysan. Ben Bursa’da üniversitede okurken her hafta sonu yamaç paraşütü yapardık. Hepsinin keyfi apayrı…

Busece: Alper olarak özel bir yönün daha var benim bildiğim. Sosyal sorumluluk projeleri senin için önemli. Bankadayken tekerlekli sandalye için koşuyordun mesela. Adım Adım’ın isim babasıydın…

AD: Evet çeşitli projelerde bulundum. Bu tip projelerin verdiği haz apayrı. İstanbul Maratonu’nda bir sefer tekerlekli sandalyeli bir genci itmiştim. O çocuğun heyecanını görmek, sırf onu ittim diye ellerimi öpmesi… (İkimizin de gözleri doluyor)

Busece: Keşke herkes senin gibi bir insanı gülümsetebilse… Her konuda olduğu gibi tüm bu işlere imza atarken insanın yanında onu seven, destekleyen insanların varlığını hissetmek önemli değil mi?

ALPER3AD: Elbette… Eşim Elena, yol arkadaşım Cumhur, ailem, arkadaşlarım… Hem hazırlık aşamalarında, hem koşarken güvendiğin birileri varsa yanında başarmak daha kolay… Çünkü sevdiğin bir iş de olsa, işin yanında sevdiğin kişi yoksa o işi sevemez oluyorsun… Hedefini paylaş ki çevren de seni motive etsin… Bu bütün sağlandıktan sonra başarmamak için bir neden yok bence.

Alper Dalkılıç… sessiz kapılar ardında spor adına deli gibi bağıran bir dev… Dünya çapında benim diyen birçok sporcunun ulaşmak istediği hedefleri gerçekleştirmiş biri O… Ve süregelen azmi, sabrı, hırsı ve hayata karşı duruşu ile de daha birçok başarıda daha adını göreceğimize eminim ben… Teşekkürler Alper…

W: www.alperdalkilic.com

F: https://www.facebook.com/alperdalkilic

T: https://www.twitter.com/alperdalkilic

I: https://www.instagram.com/alperdalkilicultratrail/

A: https://about.me/alperdalkilic

Facebooktwittergoogle_pluslinkedintumblr
buse

buse

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*