Büyükada’da yeni yaşamım…

Büyükada'da yeni yaşamım...

Dördüncü mevsimi geçiriyoruz Ada’da… Buralı olmak 17’li yaşlardaki hayalimdi… 20’li yaşlarımda artık kendi evime çıkma aşamasına gelmiştim ki, İstanbul’da büyük deprem oldu… Adalardaki evler güvensiz söylentileri ile birlikte benim hayal tam da ucuna gelmişken puff deyip uçtu, gitti… Sonra mı? Sonrasında “bilgili turist” oldum. Beyaz yakalı dönemimde bankada bir sunum mu yapmam gerekiyor? Koş Ada’ya, vur kendini ormana, yap provalarını… Doğum günü kutlaması mı var? Ara Burgaz’da sevdiğin balıkçıyı, çek iyotu, ye güzel mezeleri… Keyifsiz miyim? Al kitabını, atla vapura, yayıl ağaçlardan birinin altına… Yaz-kış fark etmez ama favorin ne dersen kışın severim Adaları… En çok da kar yağarken… Karı gördüm mü… İlk aklıma gelen Adalara geçmek olurdu. O soğukta vapurdan inen dört kişiden birinin ben olduğumu bilirim 🙂

Büyükada'da yeni yaşamım...

Bunları neden anlattım… Çünkü “Nereden aklınıza geldi Ada’ya taşınmak?” sorusuyla çok karşılaşıyoruz… Hiç aklımdan çıkmadı da onu anlatayım dedim. Cenk’e de bulaştırdım Ada sevgimi… Son birkaç yıldır neredeyse iki haftada bir gelir olduk Adalar’a… Malum o kadar bunaldık ki şehir hayatından… Baktık o-bu derken de henüz Büyükada'da yeni yaşamım...uzaklaşamıyoruz İstanbul’dan… Uzak ama yakın olsun dedik… Çözümü çok da uzakta aramaya gerek yoktu… Ne bekliyoruz dedik ve yaz ortası başladık ev arayışına… Ama hangi Ada’yı tercih etmeliydik? Dedim ya Ada aşığıyım. Hepsini ayrı bir seviyordum. Önceliğim Heybeli ve Burgaz, onu Kınalı takip ediyordu. En son da Büyükada 🙂 Artık hangi Ada’ya gitsek bir başka gözle de bakıyorduk etrafa… Yazın gittiğimizde Kınalı cıvıl cıvıldı… Eylül geldiğinde insanlar azalmaya başladı. Esnafla konuştuğumuzda “Kışın burada açık dükkan bulamazsınız” dediler. Burgaz’ı pek severim… Ruhu bir başkadır oranın… Acaba dedik burası mı olsa? Orada yazın yaşayan arkadaşlarımızla konuştuk… Burası da kış için çok uygun değil gibiydi bizim için… Bu iki adanın olmamasındaki en önemli unsur da Beren’in okula gidişinde Kartal’a ulaşım alternatifinin elimin altında olamamasıydı aslında… Bunu istiyorsak iki Ada kalmıştı cebimizde… Heybeli ve Büyükada… Heybeli benim ilk göz ağrım, çok severim her köşesini… Ama iş ev bulmaya geldiğinde o kadar az sayıda ev vardı ki… Bütçe de devreye girince kötülerin arasında iyisi ne yazık ki öyle kolay yakalanamıyor. Büyükada’ya geldiğimizde öyle güzel bir emlakçıya denk geldik ki… Portföyündeki evleri pazarlamaktan öte, “karşısındaki kişiye en uygun” evi bulmaya çalışıyordu… İlk buluşmamızda bize iki ev gösterdi. Birine “Bakın ama bu size uygun değil” dedi, gerçekten istediğimiz o değildi… Diğeri ise bizi gülümsetmişti. Bir çatı dubleksi; muhteşem manzara, sırtı orman, üç tane teras, bolca oda… Ev geniş, güzel ama bizim istediğimiz tam bu muydu? Baya bir düşündük… Buraya taşınma amacımızı, şartlarımızı tekrar tekrar gözden geçirdik… Bu ev Büyükada'da yeni yaşamım...İstanbul’daki evden çok da farklı olmayacaktı. Elbette keyifliydi, her şeyi bırakın Ada’da olacaktım artık ama… Yine bir dairede yaşayacaktık… Ev boştu, bütün eşyalar gelecekti, bir bahçemiz yoktu, doğa sadece yürüyüşlerimizde ve manzaramızda bize eşlik edebilecekti. Ve vazgeçtik… Sonrasında Adalı dostlarımız ev kiralamak için en uygun zamanın 29 Ekim itibariyle olacağını söylemişti. Çünkü sezonluk kiralayanların çıkış tarihleri buymuş… Durum böyle olunca da o tarihlerde ev sayısı artıyor, tarih yaza yaklaştıkça iyi evler tükenmeye başlıyor yavaş yavaş… Biz de bu tarihi yakalamak için gözlerimiz açık biraz daha beklemeye karar verdik. Kasım ayında ev meclisi tekrar toparlandık ve artık zamanı geldi dedik. Şehirdeki evi bir süre kapatmayacaktık ve artık yeniden ev bakmanın tam zamanıydı. Aynı emlakçımız ile iletişime geçtik. Ve aradığımız gün, evet tam da o gün bize uygun bir evin boşalacağını söyledi. Öğlen saatlerinde bahsettiği eve adımımızı attığımızda “Budur!” dedik… Ada’nın orman tarafında bahçe içinde müstakil bir evin üst katı… Burası eski aktörlerden Ediz Hun’un da bir dönem yaşadığı ev olması da başka bir ruh katıyordu bu eve 🙂 Daha sözleşmemizi imzalamadan ev sahibimiz, alt komşumuz, emlakçımız ve biz müstakbel evimizin balkonunda şarap kadehlerimizi tokuştururken bulduk kendimizi… Daha ilk günden ne güzel insanlarla karşılaşmıştık bile…

Büyükada'da yeni yaşamım...

Bugüne gelindiğinde yaklaşık sekiz aydır Büyükada’lıyız… Evet burada AVM yok… Ama marketten eve dönerken ellerim maymun kollarına dönmüyor. Çünkü bütün marketler yaptığımız alışverişi akülü araçlarla evimize kadar getiriyorlar. Kooperatifimiz var mesela… Anadolu’dan yerli üretim salça, bakliyat ne istiyorsak hemen iskelenin yanından alıp öyle evimize geçebiliyoruz…

İstisnasız herkes “ama Araplar bastı oraları” diyor… O bahsettiğiniz turistler çarşı tarafında evet varlar… Ama bir sokak üste çıktığınızda turist görme şansınız neredeyse yok… Hele bizim evin çevresinde günde 3-5 turist görüyoruz desem yalan olmaz… Turistleri nasıl mı ayırt ediyorum? Ada girişinde benim henüz rastlamadığım kartlarda sanırım şöyle yazıyor: “Adaya gelen turist kadınların hepsi çarşıda 5.-TL’ya satılan çiçekli taçlardan bir tane alıp başlarına takması mecburidir.” 🙂 Emin olun başında tacıyla dolaşan biri varsa mutlaka turisttir. Turisti ayıran birkaç şey daha var… Mesela bisikletle dolaşıp ha düştüm düşecek şeklinde yalpalaya yalpalaya giden biri varsa o da kesin turisttir… Çocukluğunda kullanıp yıllardır binmemiş herkes burada kendini bisiklet üzerinde buluyor 🙂

Kış boyunca sadece yatmak için gelebildiğimiz, sabah erkenden çıkmamız gereken günler çok oldu. Akşamları sıkı vuran soğuğa çok indik tekneden… Ama bir kez bile bu akşam gitmesek mi acaba demedik… Kışın o kadar güzel ki Adalar… Sessizliğin huzuruyla tam bir cennet… “Kışın oralar güvenli mi, korkmuyor musunuz?” diyorlar… Net cevap olarak hayır diyebilirim. Meğer korku öğretilmiş bir duyguymuş İstanbul’da gece yarısı sokak aralarını bir düşünün, kışın akşam sekiz işte aynı buralar… İlk günlerde karşıdan biri gelse hemen mesafemi açıyordum. Çantalarımızda her zaman fener öyle giriyorduk bahçeye mesela… Şimdi fener sadece bahçede önümüzü görmeye yarıyor. Sokakta karşılaştıklarımızla da selamlaşıp yanından geçiyorum artık… He selamlaşmanın senden gelmesi gerekiyor bu arada… Verirsen alırsın, beklersen kimsenin selam verdiği falan yok… İnsan hergün karşılaştığı insana baş selamını bile vermekten neden gocunur bunu pek anlamış değilim tabii…

Büyükada'da yeni yaşamım...

Biz anlatınca bir çok kişinin bir gelesi var ya da zaten hep hayallerinde… ama sonra…. Sonra, bahaneler arka arkaya sıralanıyor hemen… “Kışın soğuk olmuyor mu? Gidip gelmek zor olmuyor mu? Kışın kalkmıyormuş vapurlar?” Oluyor, olmuyor… Bir gün gelmesek evet ev soğuk oluyor. Gelir gelmez kombiyi açıyoruz, yetmiyor klimalı, yetmiyor bir battaniye de alıyoruz üzerimize… Ev ısınana kadar böyle… Eeee neresi kötü… Birbirimize yanaşmak için bahanemiz oluyor işte 🙂 Gidip gelmek konusunda Cenk hergün iki saate kadar yol yapıp gidiyor, bir o kadar da dönüyor. Bir of dediğini duymadım. Tek söylediği ıkış tıkış minibüs, metroda aynı vakti geçireceğime biniyorum vapura en azından rahat bir yol yapıyorum. Ve tüm Adalıların dediği gibi zaten vapura bindiğin an tatil havasına giriyorsun… Ben de neredeyse hergün Bostancı’ya geçiyorum. Teknede geçirdiğim zamanı da kaliteli hale getirmeye çalışıyorum. Mesela olabildiğince TedX konuşmalarını izliyorum… Vapurlar da kalkıyor bu arada… Evet yılda 3-4 kez kalkamadığı oluyor. Ama her yere değil… Gitmek isteyenler alternatif yolları kullanarak illa gidebiliyor sonuçta… Beşiktaş kalkmıyorsa, Bostancı üzerinden git gibi…

Büyükada'da yeni yaşamım...Yaşadığımız sokağımızın sonu orman… 5 dakika içinde ağaç içinde yürümek nasıl bir lüks… Sporunu yap, kitabını oku, dur, düşün, hisset… Bilmiyorum ama bana büyük keyif veriyor bu sadelik…. Bırak bahçeye balkona çıktığımızda bile orman havası içindeyiz… Gelen misafirlerimize dikkat ettik, birkaç saat geçtiğinde yüzlerine bir gülüş oturuyor, vücutlarında bir rehavet… O kadar unutmuşuz ki hepimiz oksijen nefeslemeyi… Sonracığıma devlet işleri de daha kolay işliyor burada… Mesela kimliklerimizi yenileyelim diye kahvaltıda konuştuk; iki saat sonraya Nüfus’tan randevumuzu almıştık bile… Bankada harcı yatırmak 5 dakika, vesikalık çektirmek 3 dakika, erken gittiğinizde sizin işleminize başlamaları hemen… İğne olmak gerekti, hastaneye yürümek 6 dakika, hastaneden çıkış 8 dakika 🙂 Adada üç eczane var… İkisi aynı sokakta, biri alt sokakta… Biri nöbetçi değilse diğeri kesin açık… Eczane arama derdi de yok… Belediyeye gittim bir ara 🙂 Geri dönüşüm kutuları neden yok diye… Sorumlu kişi kendi telefonuna kadar verdi bir sorun olduğunda ararsınız diye… Sonra belediyenin çok güzel bir serası var evimize yakın bir yerde… Çiçekçilerin uçuk fiyatların verildiği çiçekler burada 10TL, 20TL… Adalar Kültür Derneği çok güzel çalışmalar yapıyor. Sergiler, kurslar, geziler düzenliyorlar… Bir ilki daha burada gerçekleştirip yogaya başladım mesela… Başka özel kurslar ve İsmek de var… Sosyalleşmek istenlere de birçok olanak var aslında…

Büyükada'da yeni yaşamım...Eğlendiğimiz taraflar da yok değil tabii… Çarşıda Antakya Mutfağı tabelasını görünce atladım hemen malum pek severim. Menüye baktığımda alakası olmayan bir sürü yemek… “Antakya Mutfağı’ndan ne var” dediğimde “Eee içli köfte var ya” diye yöre mutfağından habersiz restauranlar da yok değil 🙂 Bahçemizi ara ara ziyaret eden kirpimizin bebeği oldu, zifiri karanlığımızı aydınlatan ateş böcekleri gecelerimizi aydınlatıyor, yürüyüşlerimize eşlik eden köpekler, manzaramızda gezinen atlar, martıların kuluçka döneminde kargalarla mücadeleri, daha önce hiç rastlaşmadığımız uçarcalarla insan kendini gerçekten doğanın bir parçası gibi görüyor aslında…

Adalarda yaşam doğru bir tercih miydi? Cenk, Beren ve benim doğayla içiçe yaşama dair bir hayalimiz var. Tam istediğimiz bu mu? Hayır. Ama hepimizin şu anki durumunu değerlendirdiğimizde en doğru yer olduğunu söyleyebilirim. Burayı bir demo olarak görüyoruz. Apartman dairesi dışında bir evin gereklilikleri neler, bahçe bakımı, hayvanlar, sayfiyede yaşam, istediğin an istediğin yerde olamama… Yaşadıklarımız birer tecrübe ve hepimiz için çok kıymetli… Ve buradan sonra varmak istediğimiz nokta belli… Ve biz Ada’nın tadını çıkara çıkara, hayallerimize doğru koşuyoruz…

Adalarda yaşamıma dair Instagram hesabımı www.instagram.com/adalardayasam/  linkinden takip edebilirsiniz.

Bu yazı ilginizi çektiyse bunları da okumak isteyebilirsiniz;

“Büyükada Rum Yetimhanesi’nin gizemi…”

“Minimal Yaşama Geçiş”

“Hayallerini Sakın Ötele(me)Listesi… İlk 20!”ş

Facebooktwittergoogle_pluslinkedin

Benzer yazılar

Yorum Yapın

*