Hayran kaldığım sahil kasabası Marken…

Hollanda’nın kasabalarını gezerken kendine en çok hayran bırakan yer Marken oldu… Mütevazi, huzur dolu, keyifli bir balıkçı kasabası burası… Marken aslında bir ada… Amsterdam’dan direkt gelenler için otobüs ile (315 no) ile karadan ulaşımı da olmasına karşılık, biz Volendam üzerinden geldiğimizden Marken’e deniz yolu ile geçmeyi tercih ettiğimiz için Volendam-Marken Express’ini kullandık. Yaklaşık 20 dakikalık bol iyot kokulu yolculuk sonrası Marken’e varmıştık. Yolculuk oldukça yavaş bir seyirle geçti ve daha yanaşırken rıhtıma beni seveceksin diye bağırıyordu Marken… Sahilde sınırlı sayıda hediyelik eşyacılar, kafeler ve restaurantlar var. Limanda yürüyüşümüzün ardına hiç…

Devamı...

Huzur dolu Edam…

Hollanda’da bir günümüzü Amsterdam’a yakın kasabalara ayıralım dedik… Bunun için önerilen üç rota var aşağıda haritada da farklı renklerle gösterilen… Biz en merak ettiğimiz yerleri içine alan mavi rotayı tercih ettik. Günün sonunda yorgun olacağımızı tahmin ettiğimizden, şehire en yakın olanı ile günü tamamlamak için en uzakta olandan başladık. İlk kasabamız Edam… Amsterdam’dan yaklaşık 30 dakikalık keyifli bir yolculuğumuz oldu. Yol boyunca Hollanda inekleri, değirmenleri, güzel evleri derken zaman hızlıca akıp gitti…       Edam otobüs durağında indiğimizde aynı istikamette kanala doğru yürüyüşle kasabanın girişine ulaşılabiliyor. Buradan sonrası sizin…

Devamı...

Üçgen çatılı balıkçı kasabası: Volendam

Volendam, Amsterdam’ın köyleri arasında en görülesi yerlerden… Otobüsten indiğimizde deniz kenarına ulaşmak için yerleşimin içinden 15 dk kadar yürümemiz gerekti. Temmuz sıcağı olmasına rağmen öyle yüzüne çarpan bir sıcak yoktu, onun için yürüyüş oldukça keyifliydi… Suyun kenarına vardığımızda insan sayısı oldukça arttı tabii… Gezdiğimiz köyler arasında en kalabalık yer burasıydı diyebilirim. Eski bir balıkçı köyü Volendam… Sahil şeridi üçgen formda renkli Volendam evleri ile karşıladı bizi… Bir İstanbul’lu olarak suya hep yakın oluşumdan mı bilmem burada da kendimi bir iyi hissettim. Sahil boyunca hediyelik eşya, peynir dükkanları, restaurantlarla dolu… İyice…

Devamı...

Amsterdam’da otelde kalmak zorunda değilsiniz!

Amsterdam’da konaklama çok pahalı! Kesinlikle öyle… Gitmeden evvel biz de Booking.com, Airbnb derken bir çıkmazda dolanırken bulduk kendimizi… İşte o zaman gezgin ruhum geri döndü… “Amsterdam’da hiç kamp alanı yok mu?” dedim Cenk’e… Başladık araştırmaya… Ve beklentimizi fazlasıyla karşılayan yeri de bulduk… Camping Zeeburg… Camping Zeeburg iki alanda kurulu… İsmini de veren ilk alanda eko-kabin, vagon, karavan ve çadır seçenekleri varken; bizim kaldığımız Camping Zeeburg Too‘da sadece çadırcılar var ve burası yazın (22 Haziran – 3 Eylül aralığında) açık oluyor. İlk Camping Zeeburg’tan bahsedeyim. Öncelikle biraz daha konfor istiyorsanız buradaki eko-kabinler,…

Devamı...

Bir Kurtuluş Hikayesi… Umut Tüneli!

Tunel Spasa (Umut Tüneli) Saraybosna’da geçireceğim son gündeki ilk durağım olacak… Amacım iyice turist akınına uğramadan sabahtan bu özel yeri görebilmek… Gitmeden evvel okuduğum kaynaklarda yönlendirme tabelalarının yetersizliğinden bahsediliyordu sık sık ama bulmak hiç de zor olmadı. Otelim Ilidza‘da olduğu için tünele gitmek için yürümeyerek keşfetmeyi tercih ettim. Merkezden yaklaşık 2-2,5 km ve keyifli bir yol… Yolun yarısı Saraybosnalıların yaşam alanlarından geçtiğinden sabah bahçesini sulayanlarla merhabalaşabilmekse ayrı bir keyifti 🙂 İşte bunun için şehri yürüyerek gezmek önemli benim için… Yolun son bölümünde havalimanına paralel asfalt yoldan ilerleniyor. Daha orada yürürken,…

Devamı...

Saraybosna’nın Yeşil Kalbi… Vrelo Bosne Parkı…

Vrelo Bosne Parkı, Saraybosna planlarını yapmaya başladığımda yeşil seven biri olarak listeme ilk eklediğim yerlerdendi. İgman Dağı’nın eteklerinde bulunan ve Bosna Nehri’nin kaynağını oluşturan Vrelo Bosna, yeşilin her tonunu bir arada bulabileceğiniz dereler ve göletlerden oluşan inanılmaz güzellikte bir doğal park… Saraybosna’daki son günümüzde Umut Tüneli ve Vrelo Bosne Parkı’nı aynı gün içinde görmek istedik. Tünelin de hüzünlü bir yer olduğunu bildiğimizden önce Tünel’e sonra da parkta soluklanmaya karar verdik. Doğru da bir planlama olduğunu söyleyebilirim. Çünkü sabah açılış saatinde Tünel’deydik… Öğle saatlerinde de parkın tadına varıp günümüzü Başçarşı’da tamamladık… Gelelim…

Devamı...