Anadolu’nun Tok Yürekli Esnafları

Anadolu'nun Tok Yürekli Esnafları

On günlük hızlı mı hızlı bir geziyle Güneydoğu, Doğu Anadolu, İç Anadolu’yu şööyle bir gezdik geldik arkadaşlarımla… Corona döneminde o kadar kapattım ki eve kendimi sosyalleşmek gerçekten bir ihtiyaca dönüşmüştü benim adıma… Özellikle Doğu Anadolu daha önce dokunmadığım topraklardı… O uçsuz bozkırlara hayran kalmamak imkansız… Beni aldı başka yerlere götürdü. Ama bugün o değil konum… Yazılarımı takip edenler bilirler. Gezdiğim gördüğüm yerlerde öyle herkesin gittiği yerlere tik atmak değildir önceliğim… Girilmeyen sokakları adımlamayı, yemek yemekten ziyade orayı işleten, oraya yemeğe gelen insanları izlemeyi, sohbet etmeyi severim. Bugün biraz onlardan bahsedeceğim işte…

Gaziantep’e gittiğimizde sınırlı zamanımız vardı. Biraz çarşı içinde gezelim, bari bir kahve içelim derken öğle yemeği için grupla buluşmamız gerekiyordu. Ne yalan söyleyeyim ben iyice şu tur işlerinden soğumuşum, öyle haldur huldur koşturmalardan nefret ettiğimi bir kere daha hatırlattı bu gezi bana… Neyse Gaziantep Kalesi’nin hemen yan sokağından süzülürken aşağı, fırından gelen tırnak pide kokusu beni benden almaya yetti de arttı. “Ay… Şimdi şöyle tereyağlı bir pide olsa ne güzel giderdi” derken Gülşah da “yanına da tulum peyniri” demez mi… Bir baktım Esma amcadan üç pideyi kapmış doldurmuş torbasına… Dedik boşver grup yemeğini, şuralarda bir yerlerde bir peynirci vardır, alalım az biraz peynir, tereyağ, geçelim kalenin kenarındaki banklara yumulalım… Şehri de tanımıyoruz, ilerleyelim çıkar herhalde bir peynirci karşımıza… Derken uzakta bir tabela gördük, Peynirci Arif. Esma “Hah tamam Arif Ağabey’in peynirleri iyidir, ondan alalım” dedi gülümseyerek ve girdik küçük dükkanına… Dedik “Bize az tereyağ, biraz da tulum peynir; şu pidelerle yiyeceğiz de” O sırada arkadaşlarımdan biri farklı bir peynir gösterince onu da tattırdılar hemen, “tuzsuzmuş almayalım ondan” dedik. Nasıl yiyeceğiz, bir çatal falan olsa iyi olurdu, acaba burada var mıdır diye aramızda konuşurken Arif Ağabey “gelin burada yiyin” dedi arkadaki masayı gostererek. Arkadaşlarım mahçup, “yok rahatsız etmeyelim” derken, bu fırsat kaçar mıydı… Atladım hemen “Rahatsız etmezsek elbette çok memnun oluruz”. Açtı bize masasını, sağolsun… Biz daha pidelerimizi kırmadan koca bardak çaylarımız bile gelmişti soframıza… Derken o başta beğenmediğimiz peynir geldi, duymuş sesimizi ekstra tuzu da yanımızda serpti, böyle sevebilirsiniz diye… Bitti mi? Bitmedi; ballar, zeytinler… derken tam bir kahvaltı sofrası kurdu Arif Ağabey bize arkada… Sohbeti de cabası… O naif gülüşü, kocaman kalbi ile harika bir öğle yemeği sundu bize… Borcumuzu sorduğumuzda “sadece tereyağı ödeyin siz, gerisini ben ikram ettim” dedi. Olur, olmaz derken bir de paramızın üstünü ayarlamaya çalışıyordu. Gezi boyunca “Ah şimdi Arif Ağabey olacak ki” cümlesi sürekli döndü aramızda… Hala karşılıksız verebilen insanların olduğunu görmek üçümüzün de insanlık umudunu tekrar yeşertti… Tekrar teşekkürler Arif Ağabey…

Kars’a vardığımızda malum, hemen bizi bir peynirciye soktular… 6-7 çeşit peynirden oluşan sunum tabakları bizi bekliyordu… Ama ne çare… Amaç tatmak, beğendiğini de satın almakken, aç kurt gibi saldırdı turdaki on günlük mecburi arkadaşlarımız… Allahım! Ulaşmak ne mümkün… Bir tanesine ulaştım, bu güzel deyip arkadaşıma uzattım bir küçük küp. Alsak mı ki derken bitti peynir sömürücülerce. Adamcağız ikinci bir kalıp kesti. Minik bir parça daha aldım ama bu aynı peynir değil… İlgili kişiye ulaşmaya çalışıyoruz “Bu fark niye? Alırsak ya aynısı çıkmazsa kalıp” diye, millet çay-peynir derdinde, ulaşmak imkansız… Biraz çabaladım ama nafile… Arkadaşlarıma baktım, onların da bakışlarında delirme ifadesi var; “Çıkalım, başka yerden alırız” deyip sessizce ayrıldık dükkandan. Şehrin içinde gezmeye başladık. Bir yandan peynircilere tek tek misafır oluyoruz “Yok, o ilk yediğim peynirin lezzeti hiçbirinde yok”. Döneceğim bu konuya… 🙂

Anadolu’da çay ocağı kültürü çok fazla… Biz İstanbulluların ki bir süredir İzmirliyim 🙂 pek de bilmediği birşey… Arkadaşlarım da çay tiryakisi olunca, hiç bir şehirde es geçmedik diyebilirim. Ama en özeli Kars’taki çay ocağıydı. Kars Kalesi’nin hemen karşısındaki sokaklarda çay ocakları dizili. Valla en acısı bu anlatacağım yerin adını bilmiyorum, özür. Küçücük bir dükkan, köşe başı, 4-5 masa var kaldırımında. En fazla 18’lerinde bir genç hizmet veriyor, iki çay bir de Türk kahvesi sipariş ettik. Çayların yanına limon tabağı geldi. Benim kahve fincanım de özenle bakır zarf içine konmuş, yine bakır bir kasede renkli lokumlar (ki öyle bir tane de değil ordu doyacak adette) geldi. Su bardağımı benim önümde dolaptan alıp yeni açtığı kapalı sudan doldurdu. İçeceklerimiz biterken, tam sunumun özeninden bahsediyorduk ki, servis yapan genç üç bardakla geldi. Dedi, “Bunlar ıhlamur, kendimiz demliyoruz, ikramımız size”… Biz mest 🙂 Kalkarken borcumuzu sorduğumuzda “Size … kadar” dedi Burak… “Size”… Belli ki daha fazla alması gerekirken az söylemişti bize… Sohbet ettik biraz Burak’la… O utangaç gülüşünün ardında müşteri memnuniyetine verdiği önem, onunla sohbet ettiğimiz, zaman ayırdığımız ve belki değerli hissettirdiğimiz için teşekkür saklı gibiydi… Eğer öyleyse ne saçma öyle değil mi? Aslında o değil biz çok şanslıydık… Seni tanımak da bize çok iyi geldi Burak…

Anadolu'nun Tok Yürekli EsnaflarıVe grupla buluşmak üzere başlama noktamıza geri döndük P.Ş. Mandıra. İçeri girdiğimizde kalabalık dağılmıştı. Biz de mağaza yetkilisi Gürkan Bey’e ulaşabildik sonunda. “Az önce size varamadık bir türlü” deyince güldü o da… “Farkındayım çaba gösteriyordunuz ama sonra çıkmak zorunda kaldınız” cümleleri ile sohbete başladık kendisiyle… İki gravyer peynir arasındaki farklılık bekleme sürelerinden kaynaklanıyormuş. Bizim beğendiğimiz mahzen dedikleri uzun süre beklemiş olanıymış. Genellikle insanlar onu biraz daha ağır bulduklarından satışı az oluyormuş, onun için yine aynı peynir ama bekleme süresi daha az olanını çıkarmış o sırada. Demek farklı mağazalarda tattıklarımızın da süresi azmış, ki ben bekleme süresinden olup olamayacağını sorduğumda diğer satıcılar ‘olmaz’ demişlerdi. İşi bilmek lazım tabii… Şahsına münhasır derler ya öyle biri Gürkan Bey. Che’nin havası var hafif yan devirdiği şapkası, uzun saçları ile… Bizim canı gönülden dinlediğimizi görünce harika Türkçesi ile o da anlatmaya başladı. Peynir’in süreçlerini, sattıkları balların hangi bitkilerin özellikleri ile buluştuğunu, özel pekmezlerinin devalarını… Kocaman da indirim yaptı sağolsun bize… İnsan sarrafı şahsiyetler nasıl da kendilerini belli ediyorlar, sizi tanıdığımız için çok mutluyuz gerçekten…

Ve yol bizi Kayseri’ye getirdi. Meşhur bir restaurantları var ama çarşıda şubesi var mı yok mu derken Esma “Şu döviz dükkanına soralım” dedi. Öğrendik ki biraz uzakmış… Şurada yiyebilirsiniz, burası olmaz derken, baktım arkada kuyruk uzamaya başladı, dedim “Bir şey daha soracağım vaktinizi almazsam. Pastırma için doğru bir adres var mı bildiğiniz, bir sürü dükkan var bari doğru bir yerden alalım” Kendi numarası ile birlikte bir yer önerdi bize Ahmet Bey. Gittiğimizde dediği kişinin babası oradaydı Mehmet Amca. Bir yandan kestikleri ile bizi doyuruyor, bir yandan da tadımlık paketliyordu bize. Demez mi, bir çay söyleyeyim size. Dedim içimden “Hah bu Arif Ağabey’in durumuna dönüyor.” On güne bir Arif Ağabey yeter… Teşekkür ettik kendisine… Derken iki dönem Belediye başkanlığı da yapmış Mehmet Amca’nın arkadaşı geldi dükkanına… Tam tabureye oturacak, amca oturdu mu toz biber çuvalının içine… Esma yakaladı da yere düşmedi en azından… Döviz bürosundan Ahmet Bey’i de aradık önerdiği yerde yemek yerken… Ona da teşekkürlerimizi iletmezsek ayıp olurdu.

Bende… Bizde iz bırakan esnaflarla yollarımız kesişti bu seyahatte… İyi ki de kesişti. Dedim ya Anadolu’nun Tok Yürekli Esnafları diye… Gerçekten ezberlediğimiz açlığı… Vermemenin, sakınmanın, göstermemenin, umursamamanın artık doğru olduğunu sandığımız bu “açlık”ların tersine; kalbi tok, cebi tok insanların da bir yerlerde var olduğunu hatırlattılar… İyi ki tanıdım sizi dediğim insanlar, teşekkürler…

 

Peynirci Arif Kalealtı Şekeroğlu Mah. Eski Gümrük Cad. 32/F Şahinbey – Gaziantep www.peynirciarif.com.tr 0533 567 44 97

P.Ş. Mandıra Atatürk Cad. Kale Oteli Yanı Kars 0532 663 52 43 www.bogatepepsmandira.com (Fotoğraf kendi web sitelerinden)

Mehmet Akçakoyunlu Pastırma Cumhuriyet Mah. Kızılay Cad. No:2/B Melikgazi – Kayseri 0532 577 47 17 

 

 

 

Facebooktwittergoogle_pluslinkedin

Benzer yazılar

Yorum Yapın

*